Pardus Kurumsal 2 Üzerinde Redmine Kurulumu

27 Ara 2011

Birkaç hafta evvel, bir sunuma koyacak birkaç ekran görüntüsü alabilmek için yönetim panelini kurcalayabileceğim bir Redmine kurulumuna ihtiyacım oldu. Halihazırda -gerekirse- bozabileceğim bir tanesi elimin altında olmadığından iş başa düştü. Ben de isterdim tabii bir Scientific Linux üzerinde kurayım, bir Ubuntu üzerinde kurayım da fazla uğraşmayayım; ama maalesef halihazırda kurulu onlar da yoktu. Ben de sanal makinaya Ubuntu kurup “apt-get install redmine” demenin daha uzun süreceğini zannederek, sakalı olan kişilerin aksine telkinlerine karşın, kurulu sistemim olan Pardus Kurumsal 2′de Redmine’ı kurmaya kalkıştım. Yaklaşık 4-5 kere Ubuntu kurup kaldırabileceğim sürede tamamlayabildim sanırım(tabii bunda Ruby on Rails hakkında hiçbir şey bilmememin de etkisi vardı). Neyse ki yaptıklarımı not ettim bi kenara, hem bi daha buna kalkışmamam için uyarı olarak dursun hem de uyarıyı dinlemeyip kalkışırsam[1] işe yarasın diye.

Evvela ihtiyaçları sıralayalım. Redmine’ı kurabilmek için Ruby + Rails + Rack üçlüsünün, uyumlu sürümlerinin(hem birbirleriyle hem Redmine’ın kurulacak sürümü ile) kurulu olması gerekiyor(Apache üzerinde de çalışabiliyor sanırım, lakin ben bunlarla kurdum). Rails ve Rack kurmak için Rubygems gerekiyor. MySQL Server 5.0 ve üstü öneriliyor. Tüm bunların uyumlu sürümleriyle ilgili bir tablo Redmine kurulum wiki’sinde[2] bulunuyor. Seçtiğim sürümleri ve edindiğim yerleri ben de şöyle tablolayayım:

Redmine 1.3.0 http://rubyforge.org/frs/?group_id=1850
Ruby 1.8.7 Pardus Kurumsal 2 paket deposundan
Rubygems 1.3.7 Pardus 2011 paket deposundan, paketi inşa ederek
Rails 2.3.14 Rubygems aracılığıyla
Rack 1.1.1 Rubygems aracılığıyla
MySQL Server 5.5.8 Pardus Kurumsal 2 paket deposundan

MySQL server ve Ruby paketleri Pardus Kurumsal 2 sistemde zaten kurulu olmalı. Bir şekilde kaldırılmışsa, konsoldan “sudo pisi it mysql-server” ve “sudo pisi it ruby” demek yeterli.

Kurumsal 2 paket deposunda ne yazık ki Rubygems’in pisi paketi bulunmuyor. Lakin Pardus 2011 deposunda bulunması işi hiç değilse biraz kolaylaştırıyor. Önce pisi paketini inşa ettim:

sudo pisi build http://svn.pardus.org.tr/pardus/2011/devel/programming/language/ruby/rubygems/pspec.xml

Ardından bu pisi paketinden Rubygems’i kurdum:

sudo pisi it rubygems-1.3.7-1-c2-i686.pisi

Rubygems’i hallettikten sonra, onun aracılığıyla kuracağım Rails ve Rack’i kurmaya sıra geldi. Uygun sürümleri kurabilmek için “-v” parametresini kullandım. Şöyle ki:

gem install rails -v=2.3.14
gem install rack -v=1.1.1

Geriye kalan, Redmine’ı indirip[3] uygun bir dizine açtıktan sonra gerekli yapılandırma işlemlerini halletmek. Önce MySQL’e bağlanıp(MySQL servisi çalışmıyorsa “service mysql-server start” komutundan sonra) veritabanında Redmine’a yer açtım:

create database redmine character set utf8;

Bir de “redmine” adında bir MySQL kullanıcısı oluşturup, parolasını “penguen” yapıp gerekli izinleri sağladım:

create user ‘redmine’@'localhost’ identified by ‘penguen’;
grant all privileges on redmine.* to ‘redmine’@'localhost’;

İndirip açtığım redmine-1.3.0 dizinindeki “config/database.yml.example” dosyasını “config/database.yml” olarak kaydettikten sonra içindeki “production” alanını düzenledim:

production:
 adapter: mysql
 database: redmine
 host: localhost
 username: redmine
 password: penguen

Veritabanı yapılandırmasını tamamlamak ve sunucu yapılandırması için konsoldan redmine-1.3.0 dizinine geçerek şu komutları verdim:

rake generate_session_store
RAILS_ENV=production rake db:migrate

Son olarak, Redmine’ı çalıştıracak kullanıcı hesabı için birkaç izin düzenlemesi gerekli. Bunları da redmine-1.3.0 dizininde iken verdim:

mkdir tmp public/plugin_assets
sudo chown -R pardus_kullanici_adi:users files log tmp public/plugin_assets
sudo chmod -R 755 files log tmp public/plugin_assets

Tüm kurulum ve yapılandırma işlemleri bittikten sonra, sunucuyu başlatmak için:

ruby script/server webrick -e production

Sunucu sorunsuz biçimde çalışıyorsa Redmine’a http://localhost:3000/ adresinden erişilebiliyor. Öntanımlı kullanıcı adı ve parolası “admin”.

Not düşmekte fayda var: Yerelde birkaç ufak deneme yapmak için yaptığım bu kurulumun bazı adımlarının, gerçekten kullanılacak bir Redmine için ideal olmadığı aşikar. Sistemde bir Redmine kullanıcısı oluşturmanın ve Webrick yerine Apache’yi tercih etmenin çok daha sağlıklı sonuçlar vereceğini söyledi bazı kuşlar.

adil

[1]http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=yapma+demiyorum+hobi+olarak+yine+yap
[2] http://www.redmine.org/projects/redmine/wiki/RedmineInstall
[3] http://rubyforge.org/frs/download.php/75597/redmine-1.3.0.tar.gz

İstanbul’da Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı, 19 Kasım 2011′de

18 Kas 2011

Türkiye’de mühendislerin mesleki örgütlenmeleri meslek odalarıyla yürüyor. Bu odaların çatı örgütü olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne(TMMOB) bağlı 23 tane meslek odası bulunuyor. Bunlardan iç mimarların, mimarların, peyzaj mimarlarının ve şehir plancılarının odalarını çıkarırsak; 19 farklı mühendislik dalının kendi adıyla odası bulunuyor. Kendi meslek dallarının adıyla odaları bulunmayan mühendisler ise çalışma alanı yakın olan bir mühendislik dalının odasına üye olmak durumundalar. Örneğin endüstri mühendisleri Makina Mühendisleri Odası’na, bilgisayar mühendisleri de Elektrik Mühendisleri Odası’na üye olabiliyorlar.

Geçmişte, çeşitli dönemlerde artan çalışmalarla bazı bilgisayar mühendisleri bir “Bilgisayar Mühendisleri Odası” kurabilmek için çaba gösterdiyseler de, bu çabalar başarıya ulaşamadı. Bunlar yakından tanık olduğum süreçler değil tabii. Ancak son üçüne katıldığım(2009-2010-2011(hani Richard Stallman da oradaydı)) ve sonuncusunu Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz(8 ay geçti hâlâ bir blog yazısı yazamadım bununla ilgili) Bilgisayar Mühendisleri Öğrencileri Kongresi’nde(BİLMÖK) de konu sıkça gündeme geldiği için biraz aşinayım. Önümüzdeki BİLMÖK’te ise belki de yepyeni gelişmeler konuşulabilir.

Elektrik Mühendisleri Odası’nda(EMO) örgütlenen bilgisayar mühendisleri, çalışmalarını Bilgisayar Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu(BM-MDK) adındaki komisyonlarla yürütüyorlar. EMO Ankara Şubesi’ndeki BM-MDK, 15 Ekim 2011′de bir “Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı” düzenlemişti[1]. Aynı gün Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz Özgür Web Teknolojileri Günleri[2] sebebiyle Ankara’daki çalıştaya katılamamıştım. Bu kez EMO İstanbul Şubesi’ndeki komisyon, aynı isimle İstanbul’da bir çalıştay düzenliyor. 19 Kasım 2011 Cumartesi günü İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek çalıştayda da, kurulması amaçlanan “Bilgisayar Mühendisleri Odası” esas konu olacak gibi görünüyor.

19 Kasım 2011 Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı afişi

Bu çalıştaylar için hazırlanmış olan “Bilgisayar Mühendisleri Odası Kuruluş Raporu”nu[3] birkaç hafta önce okuma şansı bulmuştum. Raporda, kaba bir özetle, Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın neden kurulması gerektiği, kurulması planlanan odanın ne gibi görevler/sorumluluklar üstlenmesi ve hangi ilkeleri benimsemesi gerektiği gibi konular ele alınmış. Bu konuların çalıştayda da tartışılacağını tahmin ediyorum.

İlgili raporda gözlerimin ilk aradığı şey “özgür yazılım” sözcükleri oldu tabii. Beklentim boşa çıkmadı, özgür yazılımlara önem verilmesine dair ifadeler geçiyor. Ancak bu ifadelerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. 30 sayfalık raporda “özgür yazılım” ifadesinin sadece 2 kez geçiyor olması bu düşüncemi destekliyor sanırım. Ülkenin bilişim politikalarında söz sahibi olma amacı olan bir meslek odası özgür yazılımlar konusunda daha çok söz söylemeli ve daha benimseyici olmalı. Hem diğer konulardaki tartışmaları takip edebilmek, hem de bu konuda birkaç söz söyleyebilmek için bu çalıştaya katılmak mantıklı görünüyor. Ne de olsa tüm bilgisayar mühendisleri ve bilgisayar mühendisliği öğrencileri davetli[4].

adil

[1] http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87254&tipi=2&sube=14

[2] http://www.ozgurwebgunleri.org.tr/2011/

[3] http://bmo.org.tr/2011/11/11/bilgisayar-muhendisleri-odasi-kurulus-raporu-yayinlandi/

[4] http://bmo.org.tr/2011/11/11/istanbulda-bilgisayar-muhendisligi-calistayi/

Pardus Kurumsal 2′de Psi Sorunu

14 Kas 2011

Uzun süre Jabber istemcisi olarak Kopete’yi kullandım. Ancak birkaç ay önce Kopete’yle bir sıkıntı[1] yaşayınca alternatif bir istemci aramaya başladım. Tavsiyeler üzerine Psi uygulamasını[2] kurdum Kurumsal 2 deposundan.

Her şey çok güzel olacak zannederken, Psi ile de ilişkimiz sorunlu başladı: Jabber sunucusuna bağlanabiliyordum, ancak listemdeki çevrimiçi bir arkadaşıma bir şeyler yazmak istediğimde, konuşma penceresini açıp ilk karaktere bastığım anda uygulama kendiliğinden kapanıyordu. Uzun süre çeşitli ayarları kurcaladım, fakat bir türlü aşamadım bu sıkıntıyı.

Yeni bir istemci arayışına girmiştim ki, Doruk Fişek yardımıma koştu. Hatanın sebebi, uygulamada “Check spelling” özelliğinin açık olmasıymış. “Options -> Misc.” sekmesinde “Check spelling” seçeneğinin önündeki işareti kaldırınca sonunda yeni Jabber istemcimi kullanmaya başlayabildim.

Pardus’un hata takip sisteminde bunun için bir hata kaydı[3] açtım, lakin hatayla ilgilenen Serdar Dalgıç hatayı tekrarlayamadığı için henüz çözülemedi sıkıntı. Ben de onun hatayı tekrarlayamamasından dolayı sorunun benim sistemimden kaynaklı olabileceğini düşünüp bu yazıyı yazmayı ertelemiştim. Fakat Kurumsal 2 kullanan birkaç arkadaşım daha aynı sorunu yaşayınca, hiç değilse hata çözülene kadar birilerinin işine yarayabileceğini düşünerek buraya çözümü yazıyorum.

adil

[1] http://bugs.pardus.org.tr/show_bug.cgi?id=19167

[2] http://psi-im.org/

[3] http://bugs.pardus.org.tr/show_bug.cgi?id=19063

Özgürlükİçin’deki ÖWTG 2011 Haberi

29 Ağu 2011

Birkaç hafta evvel, Özgür Web Teknolojileri Günleri 2011 ile ilgili olarak Özgürlükİçin‘e bir haber yazmıştım. Oradan hâlâ okunabiliyor[1] ama burada da bi kopyası bulunsun bakalım:

Linux Kullanıcıları Derneği(LKD) ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu‘nun işbirliğiyle geçen yıl ilki düzenlenen Özgür Web Teknolojileri Günleri, 14-15 Ekim 2011 tarihlerinde yine Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenecek. Etkinliğin geçen yıl olduğu gibi bu yıl da özgür yazılım meraklılarından bilişim çalışanlarına, web tasarımcılardan öğrencilere değin oldukça geniş bir yelpazedeki katılımcı profilinden yoğun ilgi görmesi bekleniyor.

Özgür yazılımla ilgilenen herkesin yakından bildiği gibi, LKD on yıldan uzun bir süredir ülkemizin her yerinde özgür yazılımların bilinirliğini ve kullanımını artırmak için onlarca seminer düzenlemesinin yanısıra, yılda birkaç kez düzenlenen büyük etkinliklerde de biz özgür yazılım kullanıcılarının bir araya gelmesini sağlıyor. Özgür Web Teknolojileri Günleri de, bu etkinlikler arasında özgür yazılımlar ile özgür yazılımların geliştirilmesi ve yaygınlaşmasında çok büyük payı olan web teknolojilerinin bir araya geldiği en büyük etkinlik olarak öne çıkıyor. İki gün süren etkinlik boyunca, konuşmacılar bir tanesi bilgisayar laboratuvarı olmak üzere üç farklı salonda eşzamanlı olarak web alanındaki birbirinden farklı ve ilgi çekici özgür yazılım uygulamalarını, programlama dillerini, geliştirme altyapılarını ve ilgili diğer konulardaki tecrübelerini dinleyicilere aktarıyorlar.

Geçen yıl düzenlenen ilk Özgür Web Teknolojileri Günleri’nde sunum yapan 40′ın üzerinde konuşmacı, 34 farklı konu başlığı sunarak katılımcıların merak ettikleri birçok konuda bilgilenmelerini sağlamışlar ve birçok katılımcıyı da yepyeni konularla tanıştırmışlardı. Benzer şekilde dopdolu bir içeriğe sahip olmasını beklediğimiz Özgür Web Teknolojileri Günleri 2011 için de oturum önerileri alınmaya devam ediliyor.

Etkinlikte seminer, atölye çalışması, kısa bildiri ve çalışma toplantısı olmak üzere dört farklı oturum çeşidi bulunuyor. Bu oturum türlerinden birini düzenleyerek etkinliğe katkı vermek isteyenler için hâlâ zaman bulunuyor. Başvurmak isteyenler, düzenlemek istedikleri oturumla ilgili bilgileri etkinliğin Etkin Katılım Çağrısı‘nda belirtildiği şekilde program-kurulu at ozgurwebgunleri.org.tr e-posta adresine 1 Eylül 2011 tarihine kadar gönderebiliyorlar.

[1] http://www.ozgurlukicin.com/haber/owtg-2011/

adil

“Zırhlı Kurt” Üzerine

03 Haz 2011

Fi tarihinde bir arkadaşımla birlikte izlediğim Zırhlı Kurt adlı oyun üzerine aklımda kalan birkaç şeyi karalamaya çalışayım. Bu yazıyı ta oyunu izlediğim günlerde(2011 Mart ayının ortaları) yazmayı düşünmüştüm aslında, zira o günlerde oyun gösterime yeni girdiği için internette oyun üzerine fazla bilgi bulmak mümkün değildi. Oyuna ait broşürden şimdi kontrol ettim de, İBB Şehir Tiyatroları bünyesinde 16 Mart 2011′de ilk kez oynanmış. Ben de oyunu ikinci ya da üçüncü oynanışında izlemiş olmalıyım, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde.

Oyunu izlemeden evvel oyun hakkında pek fazla bilgim yoktu açıkçası. Biletleri alırken, uzun süredir tiyatroya gitmemiş olduğumdan en yakın ve en uygun tarihteki bir oyuna bilet alma mantığıyla(“Tiyatro olsun yeter”) hareket etmiştim. Ne konuya ne de oyunculara dair bir bilgim vardı. Sadece oyunun yazarını görmüştüm afişten: Tarık Günersel. Yakın tarihlerdeki diğer oyunlardansa bunu seçmemdeki tek etken de oydu zaten.

Sadece 3 oyuncu ve oldukça sade bir dekorla sahnelenen oyun, çok kaba bir özetle, Osmanlı padişahlarından 4. Mehmet’i, nam-ı diğer Avcı Mehmet’i anlatıyor. Yedi yaşındayken babası Deli İbrahim’in yerine tahta çık(arıl)an Avcı Mehmet’i, çocukluğundan ölümüne kadar Murat Coşkuner canlandırıyor. Oyunun diğer oyuncuları olan Aslı Öngören ve İbrahim Gündoğan ise diğer bütün rolleri(Kösem Sultan, Gülnuş Sultan, Köprülü Mehmet Paşa vs yaklaşık 10 farklı rol) üstleniyorlar. Avcı Mehmet’in hikayesi anlatılırken Osmanlı saray entrikalarına dair birçok detay da oyunda kendine yer buluyor. “Kösem Sultan, Deli İbrahim, Avcı Mehmet” gibi parametrelerle yapılacak bir internet aramasının ardından okunacak bilgiler, oyunun konusu/içeriği hakkında epeyce fikir verecektir zaten.

Osmanlı tarihinin çok da iyi bilmediğim bir dönemine dair oldukça sürükleyici bir akışı olan oyunun en etkileyici olduğunu düşündüğüm yanı, şiirsel anlatımıydı. Tarık Günersel karakterlerin repliklerini o kadar güzel yazmış ki, oyunu izlerken birkaç kez bazı cümlelere takılıp sonraki cümleleri kaçırdığım bile oldu. Örneğin, hâlâ aklımda olan bir sahnede, Avcı Mehmet, babası Deli İbrahim’i mezara gönderip kendisini tahta çıkaran babaannesi Kösem Sultan için şöyle diyordu:

“Oğlum, ama deli” dedi.

“Deli, ama oğlum” diyemedi.

Tabii buraya yalnızca bu iki cümleyi alıp yazınca aynı etkiyi yaratmayacağına şüphe yok; ama oyun içinde art arda gelen bunlara benzer birçok cümle(belki de bunlara “dize” demek daha doğru), bir yandan hikayeye kapılıp gitmeyi sağlarken diğer yandan da ince ince düşünmeye itiyor insanı. Bir sahnede acımasızlığına kızdığı Kösem Sultan’a başka bir sahnede acırken bulabiliyor kendini insan. Bir yandan kendi oğlunu ölüme gönderebilecek kadar gözünü bürümüş iktidar hırsı, diğer yandan -hemen hemen bütün padişah eşleri ve anaları gibi- daha çocukluk yaşlarında ailesinden koparılıp cariye yapılmış olmasıyla Kösem Sultan ve henüz 7 yaşında tahta çıkıp padişah olduktan sonra sünnet olan, çok sonraları hapsedildiği evde sırf ava çıkmak arzusuyla yanıp tutuşan Avcı Mehmet de birer insan. Sanırım, oyunun benim için bu kadar akılda kalıcı olmasının sebebi, hemen her yerde karşılaşılabilen sıradan vurdulu/kırdılı tarih anlatımının tam zıttı olan bu insancıl ve barışçıl satırlardı. Ve elbette bunları ustaca sahneye yansıtan oyuncuların performansı ve oyunun yönetmeni Erol Keskin‘in ikisini birleştirmekteki başarısı.

adil

Sonradan eklenen not: Oyunun yazarı Tarık Günersel, gösterime girmesinden 1 hafta evvel oyun üzerine bir yazı yazmış, ona da göz atılabilir.

Wikileaks Paneli Üzerine

30 Oca 2011

Bugün(aslında takvim itibariyle “dün” oldu artık ama benim için henüz gün bitmiş sayılmayacağından “bugün” diyorum) Alternatif Bilişim Derneği’nin[1] EMO İstanbul Şubesi’nde düzenlediği “WikiLeaks’i Tartışalım/Konumlandıralım” başlıklı panele[2] katıldım. Saat 14.00′da başlayıp 18.00′da biten panel epey faydalı ve verimliydi.

Panelistler İsmail Hakkı Polat, Özgür Uçkan, Ayşe Kaymak, Koray Löker ve Barış Engin idi. İlk kısımda 15.30′a kadar panelistler sunum/konuşmalarını tamamladılar. Ardından bir 15 dakika ara verildi. Kalan sürede de 18.00′a kadar salondaki katılımcıların soruları/katkılarıyla panel devam etti. Salonda yaklaşık 40 kişiydik sanırım, tek tek saymış değilim.

Panele 15 dakika kadar geç katılabildiğim için, ilk konuşmayı yapan İsmail Hakkı Polat’ın konuşmasının büyük bir bölümünü kaçırmış oldum; dolayısıyla onun hakkında bir şey yazamayacağım. İkinci konuşmayı, bir sunum eşliğinde Özgür Uçkan yaptı. “Bilgi Edinme Hakkı, Bilgi Nasıl Özgür Olur?” başlıklı sunumunda bilgi-iktidar ilişkisinden, bilginin özgürleşmesinden, internetin -ve WikiLeaks’in- buradaki rolünden bahsetti hatırlayabildiğim kadarıyla. Ardından, “Denizyıldızı ve Örümcek: Lidersiz Organizasyonların Önlenemez Başarısı” adlı bir kitaptan[3] alıntılar da yaparak, iktidar ve muhalefet yapıları arasındaki örgütlenme anlayışı farklılığından bahsetti. İktidar yapılarının “merkezileşme” eğilimi taşırken, bunun aksine muhalefet yapılarının “gayri-merkezileşme” eğiliminde olduğunu açıkladı. Ardından internetin de bu yapıda olduğunu anlattı, sonra Tunus ve Mısır’da son günlerde yaşanan halk ayaklanmalarında internetin bu yapısının insanların bir araya gelmesinde sağladığı avantajlardan bahsetti. Mısır’da “internetin fişinin çekilmesi”ne rağmen insanların çeşitli alternatif yollar üreterek bir şekilde internete bağlandıklarını ve bilgi aktardıklarını söyledi, bunun nasıl yapılabileceğiyle ilgili bir blog yazısından[4] bahsetti. Aslında bu saydıklarımın bir kısmı panelin sunumlardan sonraki kısmında da söylenmiş olabilir, ama genel olarak aklımda kaldığı kadarıyla bu şekildeydi.

Koray Löker, WikiLeaks’e hangi açıdan yaklaşmak gerektiği üzerine bir konuşma yaptı. WikiLeaks’in açıkladığı belgeleri sunuş şeklini sorguladı, ve “Cablegate” patlak verdiğinde buna karşı başta sosyal medya olmak üzere çeşitli ortamlarda dile getirilen yaklaşımları özetleyerek kendisinin olaya nasıl baktığını anlattı. Löker’in anlattıkları aralık ayında Express dergisinde yazdığı “Eski Hamamda Çatlak Bir Tas: WikiLeaks” başlıklı yazısındaki görüşlerini içeriyordu çoğunlukla. Ama Özgür Uçkan’ın sunumunu baz alarak bunlara epeyce eklemeler de yaptı.

Son iki panelistten Ayşe Kaymak, “Assange Terörist mi, WikiLeaks Okumak Suç mu?” başlıklı sunuşunda, hukukçu gözüyle baktığını söyleyerek, kısaca “Assange terörist değil, WikiLeaks okumak da suç değil” dedi:) Barış Engin ise “Değişen Medya” başlıklı sunumunda geleneksel medya ile “yeni medya”nın farklarını anlattı, bazı tanımlamalar yaptı. Aradaki farkları güzel örneklerle ortaya koydu. Kanımca bu sunum panelin ilk sunumlarından biri olarak yapılsaydı daha faydalı olabilirdi, zira bu sunum yapıldığı sırada tanımlanan şeylerin çoğu önceki sunumlarda derinlemesine tartışılmıştı :)

Salondan katkıların ve soruların alındığı ikinci kısım da en az sunumların olduğu kısım kadar güzel geçti. Salonda bulunan birçok insan zaman zaman ekledikleri bilgilerle katkı sağlarken, zaman zaman da sordukları sorular ve yaptıkları yorumlarla tartışmanın seyrini belirlediler.

Aklımda kaldığı kadarıyla ve panel sırasında aldığım birkaç kısa nota dayanarak orada olmayanlar için paneli kısaca özetlemeye çalıştım, umarım içerikle ilgili mühim bir hata yapmamışımdır. Ama emin olunuz bununla ilgili okuyacağınız hiçbir yazı orada olanlar kadar şanslı yapmayacak sizi:) Tekrarı/benzeri olursa kaçırmamanızı önereceğim bir paneldir. Paneldi.

adil

[1] http://www.alternatifbilisim.org/

[2] Panel: WikiLeaks’i Tartışalım / Konumlandıralım

[3] Brafman , Ori ve Beckstrom Rod A (2006)., The Starfish And the Spider: The Unstoppable Power of Leaderless Organizations

[4] Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010 üzerine gecikmiş bir yazı

11 Kas 2010

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010

Geçtiğimiz ekim ayının 15 ve 16′sına denk gelen cuma ve cumartesi günlerinde, uzunca bir süre çalışmalarını hummalı biçimde yürüttüğümüz Özgür Web Teknolojileri Günleri adlı etkinliğimizi gerçekleştirdik. Linux Kullanıcıları Derneği(bundan sonra “dernek” veya “LKD” olarak anılacak) ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu‘nun(bundan sonra “topluluk” veya “Yucomp” olarak anılacak) ortak çalışmasıyla ortaya çıkan bu büyük etkinliğin hazırlık aşaması hem dernek tarafında hem de topluluk tarafında yapılması gereken pek çok çalışma gerektirdi. Hem derneğin, hem de topluluğun bir üyesi olarak bu çalışmalara elimden geldiğince destek vermeye çalıştım. Sonunda günü geldi çattı, etkinliği planladığımız şekilde düzenleyip tamamladık. Etkinlik öncesinde, etkinlik sırasında ve hatta sonrasında ufak tefek sorunlarla karşılaşmış olsak da, genel olarak oldukça başarılı geçen bir etkinlik oldu. Etkinliğin başlamasından hemen önceki gece bütün yorgunluğuma rağmen üşenmeyip topluluk günlüğümüze son gün çalışmalarıyla ilgili bir yazı yazmıştım[1] fakat etkinlikten sonra uzunca zamandır bunun üzerine bir şeyler yazmayı planlıyor olmama rağmen, daha yeni fırsat bulup da yazabiliyorum.

İlk olarak etkinliğin ortaya çıkışından ve sonrasındaki hazırlık aşamalarından bahsetmek gerek biraz. Esasen topluluktaki arkadaşlarla bambaşka bir niyetle yola çıkmıştık biz. Yine bir özgür yazılım etkinliği yapacaktık, fakat bunun web teknolojileri üzerine olmasını düşünmemiştik. Niyetimiz, her sene gidip de birçok güzel sunum izleme şansı bulduğumuz Özgür Yazılım ve Linux Günleri gibi büyük bir özgür yazılım etkinliğini kendi üniversitemizde düzenlemekti. Bunun için yanılmıyorsam şubat-mart aylarında LKD ile temasa geçtik. Olumlu tepki almakla birlikte, henüz somut bir şeyler ortaya koymamız mümkün değildi tabii. Ardından Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2010′da topluluktan ve dernekten bir grup insan olarak bir araya gelip biraz daha detay konuştuk. Ahanda kanıtı şurada. Bu buluşmanın ardından bir süre daha e-posta trafiği devam etti ve bu kez dernektekilerden topluluğa başka bir öneri geldi. Genel bir özgür yazılım etkinliği yapmaktansa, web teknolojileri üzerine yoğunlaşacağımız bir etkinlik yapılması önerisini topluluktaki arkadaşlarla tartışıp kabul ettik ve böylelikle etkinliğin içeriği belirlenmiş oldu. Ardından ağustos ayının başında Beşiktaş’ta yaptığımız bir buluşmada etkinlikle ilgili birçok detay konusunda kafa patlatıp[2], bu buluşmanın ardından kolları sıvadık. Etkinlik için bir alan adı alınıp ardından web sitesi oluşturulmaya başlandı. Etkinliğe bir logo ve web sitesine tema tasarımı yapıldı, sosyal ağ sayfaları oluşturuldu. Bunlar gibi etkinliğin web sitesinde yer alacak ve etkinliği tanıtmamıza yardımcı olacak birçok şeyin tamamlanmasının ardından etkinliğin nasıl bir etkinlik olacağını anlatan bilgiler de oluşturulup web sitesine yerleştirildi ve bir “Etkin Katılım Çağrısı” yaparak etkinlikte sunum yapmak isteyecek insanları çağırmaya ve etkinliği duyurmaya başladık[3]. Meraklısı için, hikayenin buraya kadarki kısmı bazı başka detaylarla birlikte LKD günlüğünde de yer alıyor[4].

Teknik altyapıyı oluşturduktan sonra, sıra etkinliğin içini doldurmaya gelmişti tabii. Buraya kadarki kısmı bile epey yorucuyken, buradan sonrasının çok daha fazla emeğe ihtiyaç duyacağının farkında değildim o zamanlar. Yaptığımız Etkin Katılım Çağrısı’nın ardından ilk başvurular gelmeye başladı. Bir yandan bunları düzenli bir şekilde bir araya getirip değerlendirme gününe kadar biriktirirken, diğer yandan da sponsor bulma çalışmalarını hızlandırdık. Bir sponsorluk dosyası hazırlanıp ilgili olabilecek şirketlere gönderildi, geri dönüşler alınmaya ve görüşmeler yapılmaya başlandı, görüşmeler sonunda etkinliğe sponsor olan ve olmayan birçok şirketle uzun süren e-posta ve telefon trafikleri yaşandı. Bu arada biz bir kez de Moda’da bir araya gelerek bu çalışmaların bir değerlendirmesini yaptık ve devamını nasıl getireceğimizi konuştuk[5]. Yine sponsor ve içerik çalışmalarıyla devam eden günlerin ardından, takvimler 1 Eylül 2010′u gösterirken birçok işi tamamlamıştık ve etkinliğe sadece 44 gün kalmıştı[6].

Üniversitenin akademik takviminin eylül ayının 13′ünde başlıyor olması sebebiyle, üniversitede topluluk tarafından yürüteceğimiz çalışmalara henüz başlayamamıştık. Bu yüzden, bu tarihten etkinliğe kadar yaklaşık 1 aylık süre oldukça yoğun bir çalışma temposuyla geçti. Zira bu sürede etkinlikle ilgili bütün izinlerin alınması, salonların ayarlanması, etkinlikte atölye çalışmaları için kullanılacak olan laboratuvara gerekli yazılımların kurulması, üniversitenin etkinlik için sağlayacağı desteği alabilmek için bürokratik işlerin yapılması, etkinlik tanıtımında ve etkinlik sırasında kullanılacak materyallerin bastırılması gibi birçok işin tamamlanması gerekiyordu. Böyle bir çırpıda sayınca kulağa kolay halledilir şeyler gibi geliyor ama tüm bunları halledene kadar topluluktan birçok kişinin epeyce koşturması gerekti. Eh, zamanımız kısıtlı olduğu için dernek tarafında yapıldığı gibi bu çalışmaları ara ara bir kenara kaydetmeyi akıl edemedik tabii. O yüzden önceki paragraflarda anlattığım gibi kronolojik bir şeyler söylemem pek mümkün değil. Ama özetle söylemek gerekirse bu 1 aylık süreçte etkinlik salonları hazırlandı(3 salon, ve hepsinde etkinliğin ilk günü ders olduğu için epey zorlu bir süreçti bu), laboratuvara gerekli yazılımlar kuruldu, fakülte binasının dışına asılacak olan etkinlik brandası bastırıldı, konuşmacılara verilecek olan plaketler için sipariş verilip hazırlatıldı, katılımcılara verilecek olan yaka kartları ve etkinlik programı bastırıldı, etkinlik alanında dalgalanmak üzere yelken bayraklar bastırıldı, standların kurulacağı alan hazırlandı, çay-kahve servisi ve öğle yemekleri için görüşmeler yapıldı, dışarıdan katılacak olanları Taksim ve Kadıköy’den üniversiteye taşıyacak olan servisler ayarlandı, etkinlik afişleri bastırılıp İstanbul ve Ankara’daki birçok üniversiteye postalandı. Özeti bile ne kadar uzun sürdü ya hu.

Sonunda etkinlik gelip çattığında planladığımız hemen her şeyi yapmıştık. Etkinlik öncesi son yapılan çalışmalarla ilgili detaylı bilgiler yazının başlarında belirttiğim gibi Yucomp günlüğünde[1] ve yazının başında değil de burada ilk kez belirtiyor olduğum gibi LKD günlüğünde[7] yer alıyor. Bundan sonrası, Özgür Web Teknolojileri Günleri’nin kendisi.

Yazıyı yazmaya başladığımda etkinliğin nasıl geçtiğiyle ilgili de birçok şey yazmayı planlıyordum ancak şimdi farkına varmış bulunuyorum ki sadece hazırlık çalışmalarıyla ilgili epeyce uzun bir yazı yazmışım. Bu yüzden kalanını başka bir yazıya bırakıyorum artık. Zira yaklaşık 3 saattir şu yazıyı yazmakla uğraşıyorum(etkinlik için tonla iş yapılması yetmezmiş gibi bir de bu 3 saati buna harcamak da ayrı bir delilik oldu, o ayrı bir konu), bu saatten sonra diğer kısma da atlarsam biraz geçiştirici bir yazı olur, tatmin edici şeyler yazamam herhalde. Eğer fırsat bulur da yazabilirsem ikinci yazıda da etkinliğin nasıl geçtiğini dilim döndüğünce anlatırım.

adil

[1] Özgür Web Teknolojileri Günleri Başlıyor! , 15 Ekim 2010

[2] İstanbul’da bir Çarşamba akşamı buluşması, 4 Ağustos 2010

[3] Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010′un duyurulması, 6 Ağustos 2010

[4] Özgür Web Teknolojileri Günleri / 15 – 16 Ekim 2010, 6 Ağustos 2010

[5] Moda’da Kahvaltı, 21 Ağustos 2010

[6] Özgür Web Teknolojileri Günleri’ne 44 Gün Kala, 1 Eylül 2010

[7] Özgür Web Teknolojileri Günleri mutfağından haberler, 13 Ekim 2010

Başlangıç Niyetine

03 Eyl 2010

Epeyce uzun zamandır blog yazmayı düşünmekte olmama rağmen, bir türlü fırsat bulup da bir şeyler karalayamadım. Biraz da canım istemiyordu aslında; bazen bunu bahane ettim, bazen zaman bulamamayı. Artık kendimi epeyce zorlayarak, başlamam gerektiğine karar verdim. Bir sorun var lakin: Nereden başlayacağımı bilemiyorum.

Blog için bu adresi alalı epeyce bir zaman oldu, yani niyet epeydir var. Gerçi o zamanki düşüncem “Benden önce biri almasın da, sonra almak istersem saçmasapan bi adres kullanmak zorunda kalmayayım” şeklindeydi biraz(hoş, şu anki adresin de çok güzel olduğunu iddia etmiyorum ama pek çok yerde kullandığım bi şey olduğundan, benim elimde olmasını istemiştim). Yine de bi şekilde ileride bir gün yazmak isteyebileceğimi ya da yazmam gerekeceğini düşünmüşüm yani, işte o gün bugünmüş demek ki.

Yukarıda bir yerde dediğim gibi, nereden başlayacağımı bilemiyorum, zira bu blogun içeriğinin ne olacağına dair bir tasarı yok kafamda. Ağırlıklı olarak özgür yazılım üzerine bir içerik olacağını tahmin ediyorum. Özgür yazılımlar, GNU/Linux dağıtımları ve bunlarla alakalı şeyler üzerine faideli bulduğum bilgileri elden geldiğince buradan paylaşmaya çalışacağım. Yanısıra, içinde yer aldığım etkinlik çalışmaları üzerine şeyler yazarım belki. Bunların dışında neler olur, hiç mi hiç bilemiyorum şu an. Ama gaza gelip de şiir falan yazmam sanırım.

Epeyce kötü bir başlangıç yazısı oldu galiba. Sırf “epeyce” sözcüğünü ne kadar çok kullandığımdan bile anlaşılabilir ne kadar kötü olduğu. Zorlamayla anca bu kadar oluyor demek ki. Umuyorum ki bundan sonrakiler bunun gibi olmaz, zira artık bir başlangıç yapmış oldum. Gerisi daha kolay gelir, şeklinde safça bi düşüncem var.

Bu kötü yazıyı, fi tarihinde okumuş olduğum bir fıkra[*] ile bitireyim, hiç değilse biraz gülerek kapatırsınız sayfayı:

Bir İngilize sorarlar: “Neden bir kadının elini öpersin?” İngiliz der ki: “Kadınlar zerafetin sembolüdür; o yüzden öperim.”

Bir Almana sorarlar aynı soruyu, Alman der ki: “Kadınların doğurganlıktan gelen bir kutsallığı vardır. Onları kutsamak için öperim.”

Eh, en son bir Türke sorulur tabii, o da der ki: “Bi yerden başlamak lazım.”

Di mi ama…

adil

[*] Zamanında benim okuduğum versiyonu da şurada: http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=12864495


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.