Archive for the ‘Etkinlik’ Category

LaborComm 2014’te Düzenlediğimiz Paneldeki Sunuşum

14 Tem 2014

Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı (LaborComm) [1], 2010 yılından bu yana Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin [2] yürütücülüğünde düzenlenen ve bence oldukça önemli tartışmaların yürütüldüğü, dolu dolu geçen bir konferans. Bu yıl 5. kez düzenlendi. İlk kez geçen yıl dinleyici olarak katılabilmiştim LaborComm’a ve birçok oturumda epey bilgi edinmiş, tartışmalardan faydalanmıştım.

LaborComm 2014’ün teması, geçtiğimiz birkaç yılda dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkan direniş hareketlerinin etrafında şekilleniyordu. Çağrı metninden [3] alıntılayacak olursam:

“Geçtiğimiz birkaç yıl tüm dünyada ve Türkiye’de toplumsal hareketlerin yükseldiği ve bu çerçevede iletişim ve iletişim ağlarının önem kazandığı bir dönem oldu. Egemenler interneti artık sadece yeni birikim stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak değil, aynı zamanda kendi egemenliklerine yönelen büyük bir tehdit olarak da görmeye başladılar. Bu çerçevede internet üzerindeki izleme faaliyetlerinin giderek tırmandığı açığa çıkarken, internetin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler de giderek daha fazla gündeme geliyor. Ancak diğer yandan internet üzerindeki görece özgür alanların sınırları genişliyor ve buralardaki iletişim ve örgütlenme kent meydanlarında somutlaşıyor. LaborComm 2014, bu alanda yaşanan deneyimlerin bilgisini üretmeyi ve ileriye dönük olarak emeğin ve iletişimin özgürleşim olanaklarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra düzenlenme amacına uygun olarak iletişim ve emeğin kesiştiği tüm alanlara ilişkin çalışmaları beklemektedir.”

Tahmin edilebileceği gibi, Gezi Direnişi ile ilgili epeyce bildiri vardı, programdan da görülebilir. Biz de, hem Gezi Direnişi’ni, hem de özgür yazılımı, özgür İnternet’i ve özgür iletişimi önemseyen 4 bilişim emekçisi (İzlem Gözükeleş, Taylan Özgür Yıldırım, Oktay Dursun ve ben) olarak bu yıl konferansta bir panel düzenlemeyi önerdik. Konferans yürütücüleri fikre olumlu yaklaştılar ve böylelikle konferansın kapanış oturumunu kapmış olduk. Oturum başkanımızın da şu an iletişim alanında akademik çalışmalarını yürüten ama özünde bizler gibi bilgisayar mühendisi olan Doç. Dr. Funda Başaran Özdemir olmasıyla biraz daha rahatladık 🙂

Panelimizin başlığını “Direniş Kendi İletişim Kanallarını Oluştururken; Özgürlük, Yazılım, İnternet ve Emekçiler” olarak belirledik, her birimiz konunun farklı birer boyutunu ele almaya çalıştığımız birer sunuş yaptık. Sunuşların ardından salondan gelen soru ve katkılarla da tartışmayı genişlettik. Hem bizlerin izlenimi, hem de panel sonrası dinleyicilerden gelen geri bildirimlere dayanarak söyleyebilirim ki güzel bir panel oldu.

Konferansın bildiri kitapçığı şu anda hazırlanma aşamasında. Önümüzdeki birkaç hafta içinde yayımlanmış olacak sanırım, konferans web sitesinden e-kitap olarak da indirilebilecek. Bizim paneldeki sunuşlarımız konferansın diğer oturumlarındaki gibi akademik bildiri niteliğinde değildi, ama yine de panelde konuşulanların da bildiri kitapçığında yer almasının güzel olacağını söylediler bize. Ben de toparlayabildiğim kadarıyla yaptığım sunuşu genel hatlarıyla kısa bir metinde aktarmaya çalıştım. Aşağıda o metni bulabilirsiniz.

Panelde ilk sunuşu ben yapmıştım ve özgür yazılımı neden bu kadar önemsediğimizi kısıtlı zamanda hızlı biçimde anlatmaya çalışmıştım. Yaptığım sunuşun içeriğinin büyük bir kısmı, bir süredir farklı etkinliklerde yaptığım “Her Yer Linux Her Yer Özgür Yazılım” sunumumla[4] çakışmakla birlikte, o sunumda yer verip burada anlatmadığım ve burada olup onda olmayan bazı kısımlar da var.

Özgür Yazılımı Neden Bu Kadar Çok Önemsiyoruz?

Richard Stallman’ın bundan yaklaşık 30 yıl önce başlattığı özgür yazılım hareketi, artık başladığı noktanın çok ilerisinde. İnternet’in sağladığı yayılma olanağının da katkısıyla bugün dünyanın her yerinde çeşitli özgür yazılımları geliştiren, yaygınlaştıran, yerelleştiren, paylaşan ve kullanan insanlar, şirketler ve hatta devletler bulunuyor. İnternet’e bağlı herhangi bir cihazı kullanan bir kişi, kendi kullandığı yazılımlar özel mülk yazılım olsa bile bağlandığı web sitesi özgür yazılımlar aracılığıyla hazırlandığı ve sunulduğu için dolaylı yoldan da olsa özgür yazılımları kullanmış oluyor. Teknik yeterlilikleri ve üstünlükleriyle özgür yazılımlar bilişim alanında kolaylıkla vazgeçilemeyecek bir yer edinmiş durumdalar.

Öte yandan, özgür yazılımı bu kadar çok önemsememizin ve her fırsatta öne çıkarmamızın sebebi sadece sunduğu teknik olanaklardan kaynaklanmıyor. Tarihçesi, ortaya çıkış gerekçeleri ve gelişim süreci ele alındığında özgür yazılım meselesi, teknik bir tartışma olmanın çok ötesinde, politik bir mesele olarak karşımızda duruyor. Özgür yazılım hareketini başlatan ve günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Richard Stallman, çeşitli söyleşilerinde bu durumu şöyle dile getiriyor:

“Özgür yazılım, sadece teknik bir mesele değildir. Aynı zamanda etik, sosyal ve politik bir meseledir. Sadece bilişim alanında çalışanları değil, toplumun her kesimini ilgilendirir. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kişisel bilgilerin gizliliği gibi konularla doğrudan ilgilidir. ”

Richard Stallman’ın çizdiği bu çerçeve, aslında epey geniş bir alanı tarifliyor olsa da, politik bir mesele olarak özgür yazılımı bireysel ve toplumsal özgürlükler bağlamında tartışmanın tek başına yeterli olmadığını düşünüyoruz. Elbette özgür yazılımların yazılım alanında üretici ve tüketiciler olarak bizlere sağladığı özgürlükler çok büyük önem taşıyor, özellikle de çokuluslu yazılım ve donanım tekelleri ile devletlerin bu özgürlüklerimize saldırılarını yoğunlaştırdıkları bir dönemde olduğumuzu göz önünde bulundurduğumuzda var gücümüzle savunmamız gereken bir mevkide bulunuyorlar. Fakat özgür yazılımı politik bir mesele olarak tartışırken, çok daha temelde olan ve aslında bu özgürlüklerin de kaynağını oluşturan, özgür yazılımların hem üretim hem de tüketim süreçlerini de doğrudan etkileyen bir noktayı ele almak istiyoruz: Kamusal mülkiyet. Eğer özgür yazılımlarla özel mülk yazılımları birbirinden net bir şekilde ayırt edebiliyorsak bunu sağlayan şey teknik özellikler değil, üretilen yazılımın ve kaynak kodunun mülkiyetinin kime ait olduğudur. Özgür yazılım hareketi, hem üretilen bir ürün olarak yazılımın, hem de o yazılımın üretilmesini sağlayan üretim aracı olarak kaynak kodlarının mülkiyetini topluma vermesiyle bir devrim yapmıştır. Yazılımın ve kaynak kodunun mülkiyetinin toplumsallaştırılması; yazılım geliştirme pratiklerinden paylaşım yöntemlerine, yazılımların çoğaltılma (kopyalanma) özgürlüğünden istenilen amaç doğrultusunda özelleştirilebilme ve kullanılabilme özgürlüğüne kadar tüm üretim ve tüketim süreçlerinin piyasa ekonomisi koşullarından bambaşka koşullarda şekillendirilebilmesine olanak sağlamıştır. Böylelikle hem bireysel ve toplumsal özgürlüklerimiz korunabilmiş, hem de özgür yazılımlar özel mülk yazılımlar karşısında birçok teknik üstünlüğe sahip olabilmişler ve yaygınlıklarını artırabilmişlerdir.

Politik bir mesele olarak özgür yazılımı ele alırken dikkate aldığımız önemli noktalardan bir başkasını da özgür yazılım hareketinin ortaya çıkış süreci bize anlatıyor. Bu nokta, özgür yazılım hareketinin, yazılımın metalaşmasına karşı geliştirilmiş bir hareket olmasıdır. 1970’li yıllara kadar, Richard Stallman’ın da aralarında bulunduğu yazılım geliştiriciler (hacker’lar) geliştirdikleri tüm yazılımları birbirleriyle paylaşmakta, böylelikle hem birbirlerinden öğrenmekte hem de çözülmüş bir sorunu tekrar çözmekle uğraşmak (“tekerleği yeniden keşfetmek”) zorunda kalmamaktadırlar. Yazılımların ticari olarak alınıp satılması yaygın değildir, bilişim alanında sadece donanım bir masraf kalemi olmaktadır. Ancak 1970’li yıllardan itibaren bu durum değişmeye başlar, yazılımın da parayla alınıp satılabileceği fikri yaygınlaşır ve birçok yazılım firması kurulur. Bunun yanı sıra, bu firmalar ürettikleri yazılımların kaynak kodlarını “ticari sır” oldukları gerekçesiyle paylaşmamaktadırlar. Bütün bunlara duyulan tepki, özgür yazılım hareketinin başlatılmasında tetikleyici olmuştur.

Özgür yazılım hareketinin uygulamaya koyduğu önemli özelliklerden birisi, hem kamusal mülkiyetle hem de hareketin metalaşma karşıtı niteliğiyle bağlantılı olan, “üretimde özgürlük, tüketimde eşitlik” ilkesidir. Özgür yazılımların mülkiyeti topluma ait olduğu için toplumun her bireyi özgür yazılımlar üzerinde aynı haklara sahiptir ve onları dilediği şekilde kullanma (tüketme) özgürlüğü vardır. Dolayısıyla tüketimde eşitlik sağlanmıştır. Öte yandan, yazılımı kullanma karşılığında bireylerden herhangi bir karşılık beklenmez. Üretim sürecine katılıp katılmama konusunda her birey kendisi karar verebilir ve üretime katılmayan bireyler, tüketim haklarını kaybetmezler; üretime katılan bireylerle hâlâ eşit tüketim hakkına sahip olurlar. Üretime katılmak isteyen bireyler ise bu özgürlüklerini istedikleri zaman kullanabilirler çünkü üretim aracı olan kaynak kodlarının mülkiyeti topluma aittir, onlar da bu kaynak kodlarını kullanarak istedikleri şekilde yazılım geliştirebilirler.

Özgür yazılım üzerine bugüne kadar yapılan sosyal araştırmaların bir kısmı, üretime katılan yani özgür yazılımları geliştiren ve diğer yollarla (çeviri, test, hata bildirimi vs.) bunlara katkı sağlayan bireylerin neden bu sürece katıldıkları sorusuna odaklanmıştır. Piyasa ekonomisi şartlarının geçerli olmadığı bir ortamda, bireyleri çalışmaya ve üretime yönlendiren sebepler birçok kez sorgulanmıştır. Bu araştırmalar sonucunda ortaya konan birkaç sonuca kısaca değinelim. Bunlardan biri, özgür yazılım toplulukları arasında bir “hediye ekonomisi” oluşmasıdır. Bir başka sonuç, bazı bireylerin “kendilerini kanıtlama” güdüsüyle üretim sürecine katıldıklarıdır; özgür yazılımlar kamusal alanda (İnternet) geliştirildiği için bu bireyler burada bireysel teknik becerilerini sergilemekte ve piyasa ekonomisinin geçerli olduğu yazılım geliştirme süreçlerinde (özel mülk yazılım üreten şirketlerde) iş bulma şanslarını artırmaktadırlar. Bir grup yazılım geliştirici ise, öğrenme ve merak güdülerini tatmin etmek amacıyla üretim sürecinde yer almaktadırlar; zihinsel emeğin ortaya konduğu yazılım geliştirme pratiğinde sıklıkla çeşitli “bulmaca”larla karşılaşılmakta, bireyler bu bulmacaları çözmekten zevk almaktadırlar. Tüm bunların yanı sıra, bazı bireyler de toplumsal çıkarları gözeterek özgür yazılımların geliştirilmesine katkı sağlamaktadırlar. Elbette saydığımız bu gruplar birbirlerinden homojen olarak ayrışmamakta, üretime katılan bir birey bu gerekçelerden birkaç tanesini sahiplenebilmektedir.

Özgür yazılımların geliştirilmesi aşamalarında kullanılmakta olan ve zamanla çeşitli gelişmeler göstermiş olan üretim pratikleri, ağırlıklı olarak meselenin teknik yönü ile ilgiliymiş gibi görünse de, esasen özgür yazılımın politik yanıyla doğrudan ilişkilidir. Özgür yazılımların tamamına yakını İnternet üzerinde, kamuya açık platformlarda geliştirilmektedir. Sadece geliştirilen yazılım ve yazılımın kaynak kodları değil, aynı zamanda tartışma ve karar alma süreçleri de kamusal erişime açık olarak yürütülmektedir. Bir özgür yazılımın geliştirilmesine katkı veren, yani üretim sürecine katılan bireyler, e-posta listesi ya da forum benzeri iletişim ortamlarında yazılım geliştirme süreci ile ilgili fikir alışverişinde bulunurlar ve bu iletişim ortamlarının arşivleri kamusal erişime açık olarak İnternet ortamında saklanır. Böylelikle üretim sürecine katılmayan bireyler de yürütülen tartışmaları izleyebilir, zaman zaman da çeşitli şekillerde kendi görüşlerini ifade edebilirler. Tüm bu özellikleriyle özgür yazılım geliştirme sürecinin oldukça verimli işleyen bir kolektif üretim süreci olduğu söylenebilir.

Özgür yazılımın, burada kısa kısa ele almaya çalıştığımız bu özellikleri, bu hareketin 30 yılı aşkın süredir adım adım ilerleyen ve büyük başarılar kazanan bir hareket olmasını sağlamıştır. Etkileri sadece bilişim alanıyla sınırlı kalmamış, özgür yazılımın başarısından etkilenen başka birçok alanda benzeri özellikleri taşıyan örnekler ortaya çıkmıştır. En basit ve akla gelen ilk örneği, özgür yazılım geliştirme sürecine benzer bir üretim süreciyle kolektif bilgi birikiminin oluşturulduğu Wikipedia projesidir. Benzer şekilde sinema, müzik, edebiyat gibi alanlarda çeşitli yansımaları olmasının yanı sıra, bilişim sistemlerinde kullanılan çeşitli donanımların kolektif biçimde üretilmesini ve bu alandaki tekellerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan hareketler de ortaya çıkmaya başlamıştır.

Altını çizmeye çalıştığımız şekilde, özgür yazılım meselesi bir “politik mesele” olmayıp sadece bir “teknik mesele” olsaydı, tahminimizce şimdiye kadar çoktan sonlanmış bir durumda olurdu ve hepimiz özel mülk yazılımlara muhtaç olurduk. Bilişim ve iletişim teknolojileri hayatımızın her alanına nüfuz ederken, birer bilişim ve iletişim tüketicisi ve üreticisi olarak bugün sahip olduğumuz bazı bireysel ve toplumsal özgürlüklerimizi de çoktan kaybetmiş, ya da tıpkı Gezi Direnişi’nde olduğu gibi bunları savunmaya çalışıyor olabilirdik. Panelimizin ana konusuyla özgür yazılımın birbiriyle ne kadar içli dışlı olduğunu anlamak için, özgür yazılımı anlatırken sıklıkla kullandığımız bazı anahtar sözcüklere bitirirken değinmekte fayda var: “Özgürlük”, “Paylaşmak”, “Dayanışma”, “Kamusallılk”, “Kolektif üretim”, “Eşit tüketim”. Gezi Direnişi’ne baktığımızda, aynı anahtar sözcüklerin orada da meselenin kalbinde olduğunu görebiliyoruz.

adilga

[1] http://laborcomm.org/

[2] http://ilef.ankara.edu.tr/

[3] http://laborcomm.org/cagri-metni-2014/

[4] İlgilenenler LKD Seminer Çalışma Grubu sitesindeki Seminer Notları sayfasında bulabilirler:

http://seminer.linux.org.tr/seminer-notlari/

İstanbul’da Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı, 19 Kasım 2011’de

18 Kas 2011

Türkiye’de mühendislerin mesleki örgütlenmeleri meslek odalarıyla yürüyor. Bu odaların çatı örgütü olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne(TMMOB) bağlı 23 tane meslek odası bulunuyor. Bunlardan iç mimarların, mimarların, peyzaj mimarlarının ve şehir plancılarının odalarını çıkarırsak; 19 farklı mühendislik dalının kendi adıyla odası bulunuyor. Kendi meslek dallarının adıyla odaları bulunmayan mühendisler ise çalışma alanı yakın olan bir mühendislik dalının odasına üye olmak durumundalar. Örneğin endüstri mühendisleri Makina Mühendisleri Odası’na, bilgisayar mühendisleri de Elektrik Mühendisleri Odası’na üye olabiliyorlar.

Geçmişte, çeşitli dönemlerde artan çalışmalarla bazı bilgisayar mühendisleri bir “Bilgisayar Mühendisleri Odası” kurabilmek için çaba gösterdiyseler de, bu çabalar başarıya ulaşamadı. Bunlar yakından tanık olduğum süreçler değil tabii. Ancak son üçüne katıldığım(2009-2010-2011(hani Richard Stallman da oradaydı)) ve sonuncusunu Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz(8 ay geçti hâlâ bir blog yazısı yazamadım bununla ilgili) Bilgisayar Mühendisleri Öğrencileri Kongresi’nde(BİLMÖK) de konu sıkça gündeme geldiği için biraz aşinayım. Önümüzdeki BİLMÖK’te ise belki de yepyeni gelişmeler konuşulabilir.

Elektrik Mühendisleri Odası’nda(EMO) örgütlenen bilgisayar mühendisleri, çalışmalarını Bilgisayar Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu(BM-MDK) adındaki komisyonlarla yürütüyorlar. EMO Ankara Şubesi’ndeki BM-MDK, 15 Ekim 2011’de bir “Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı” düzenlemişti[1]. Aynı gün Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz Özgür Web Teknolojileri Günleri[2] sebebiyle Ankara’daki çalıştaya katılamamıştım. Bu kez EMO İstanbul Şubesi’ndeki komisyon, aynı isimle İstanbul’da bir çalıştay düzenliyor. 19 Kasım 2011 Cumartesi günü İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek çalıştayda da, kurulması amaçlanan “Bilgisayar Mühendisleri Odası” esas konu olacak gibi görünüyor.

19 Kasım 2011 Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı afişi

Bu çalıştaylar için hazırlanmış olan “Bilgisayar Mühendisleri Odası Kuruluş Raporu”nu[3] birkaç hafta önce okuma şansı bulmuştum. Raporda, kaba bir özetle, Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın neden kurulması gerektiği, kurulması planlanan odanın ne gibi görevler/sorumluluklar üstlenmesi ve hangi ilkeleri benimsemesi gerektiği gibi konular ele alınmış. Bu konuların çalıştayda da tartışılacağını tahmin ediyorum.

İlgili raporda gözlerimin ilk aradığı şey “özgür yazılım” sözcükleri oldu tabii. Beklentim boşa çıkmadı, özgür yazılımlara önem verilmesine dair ifadeler geçiyor. Ancak bu ifadelerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. 30 sayfalık raporda “özgür yazılım” ifadesinin sadece 2 kez geçiyor olması bu düşüncemi destekliyor sanırım. Ülkenin bilişim politikalarında söz sahibi olma amacı olan bir meslek odası özgür yazılımlar konusunda daha çok söz söylemeli ve daha benimseyici olmalı. Hem diğer konulardaki tartışmaları takip edebilmek, hem de bu konuda birkaç söz söyleyebilmek için bu çalıştaya katılmak mantıklı görünüyor. Ne de olsa tüm bilgisayar mühendisleri ve bilgisayar mühendisliği öğrencileri davetli[4].

adil

[1] http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87254&tipi=2&sube=14

[2] http://www.ozgurwebgunleri.org.tr/2011/

[3] http://bmo.org.tr/2011/11/11/bilgisayar-muhendisleri-odasi-kurulus-raporu-yayinlandi/

[4] http://bmo.org.tr/2011/11/11/istanbulda-bilgisayar-muhendisligi-calistayi/

Özgürlükİçin’deki ÖWTG 2011 Haberi

29 Ağu 2011

Birkaç hafta evvel, Özgür Web Teknolojileri Günleri 2011 ile ilgili olarak Özgürlükİçin‘e bir haber yazmıştım. Oradan hâlâ okunabiliyor[1] ama burada da bi kopyası bulunsun bakalım:

Linux Kullanıcıları Derneği(LKD) ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu‘nun işbirliğiyle geçen yıl ilki düzenlenen Özgür Web Teknolojileri Günleri, 14-15 Ekim 2011 tarihlerinde yine Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenecek. Etkinliğin geçen yıl olduğu gibi bu yıl da özgür yazılım meraklılarından bilişim çalışanlarına, web tasarımcılardan öğrencilere değin oldukça geniş bir yelpazedeki katılımcı profilinden yoğun ilgi görmesi bekleniyor.

Özgür yazılımla ilgilenen herkesin yakından bildiği gibi, LKD on yıldan uzun bir süredir ülkemizin her yerinde özgür yazılımların bilinirliğini ve kullanımını artırmak için onlarca seminer düzenlemesinin yanısıra, yılda birkaç kez düzenlenen büyük etkinliklerde de biz özgür yazılım kullanıcılarının bir araya gelmesini sağlıyor. Özgür Web Teknolojileri Günleri de, bu etkinlikler arasında özgür yazılımlar ile özgür yazılımların geliştirilmesi ve yaygınlaşmasında çok büyük payı olan web teknolojilerinin bir araya geldiği en büyük etkinlik olarak öne çıkıyor. İki gün süren etkinlik boyunca, konuşmacılar bir tanesi bilgisayar laboratuvarı olmak üzere üç farklı salonda eşzamanlı olarak web alanındaki birbirinden farklı ve ilgi çekici özgür yazılım uygulamalarını, programlama dillerini, geliştirme altyapılarını ve ilgili diğer konulardaki tecrübelerini dinleyicilere aktarıyorlar.

Geçen yıl düzenlenen ilk Özgür Web Teknolojileri Günleri’nde sunum yapan 40’ın üzerinde konuşmacı, 34 farklı konu başlığı sunarak katılımcıların merak ettikleri birçok konuda bilgilenmelerini sağlamışlar ve birçok katılımcıyı da yepyeni konularla tanıştırmışlardı. Benzer şekilde dopdolu bir içeriğe sahip olmasını beklediğimiz Özgür Web Teknolojileri Günleri 2011 için de oturum önerileri alınmaya devam ediliyor.

Etkinlikte seminer, atölye çalışması, kısa bildiri ve çalışma toplantısı olmak üzere dört farklı oturum çeşidi bulunuyor. Bu oturum türlerinden birini düzenleyerek etkinliğe katkı vermek isteyenler için hâlâ zaman bulunuyor. Başvurmak isteyenler, düzenlemek istedikleri oturumla ilgili bilgileri etkinliğin Etkin Katılım Çağrısı‘nda belirtildiği şekilde program-kurulu at ozgurwebgunleri.org.tr e-posta adresine 1 Eylül 2011 tarihine kadar gönderebiliyorlar.

[1] http://www.ozgurlukicin.com/haber/owtg-2011/

adil

Wikileaks Paneli Üzerine

30 Oca 2011

Bugün(aslında takvim itibariyle “dün” oldu artık ama benim için henüz gün bitmiş sayılmayacağından “bugün” diyorum) Alternatif Bilişim Derneği’nin[1] EMO İstanbul Şubesi’nde düzenlediği “WikiLeaks’i Tartışalım/Konumlandıralım” başlıklı panele[2] katıldım. Saat 14.00’da başlayıp 18.00’da biten panel epey faydalı ve verimliydi.

Panelistler İsmail Hakkı Polat, Özgür Uçkan, Ayşe Kaymak, Koray Löker ve Barış Engin idi. İlk kısımda 15.30’a kadar panelistler sunum/konuşmalarını tamamladılar. Ardından bir 15 dakika ara verildi. Kalan sürede de 18.00’a kadar salondaki katılımcıların soruları/katkılarıyla panel devam etti. Salonda yaklaşık 40 kişiydik sanırım, tek tek saymış değilim.

Panele 15 dakika kadar geç katılabildiğim için, ilk konuşmayı yapan İsmail Hakkı Polat’ın konuşmasının büyük bir bölümünü kaçırmış oldum; dolayısıyla onun hakkında bir şey yazamayacağım. İkinci konuşmayı, bir sunum eşliğinde Özgür Uçkan yaptı. “Bilgi Edinme Hakkı, Bilgi Nasıl Özgür Olur?” başlıklı sunumunda bilgi-iktidar ilişkisinden, bilginin özgürleşmesinden, internetin -ve WikiLeaks’in- buradaki rolünden bahsetti hatırlayabildiğim kadarıyla. Ardından, “Denizyıldızı ve Örümcek: Lidersiz Organizasyonların Önlenemez Başarısı” adlı bir kitaptan[3] alıntılar da yaparak, iktidar ve muhalefet yapıları arasındaki örgütlenme anlayışı farklılığından bahsetti. İktidar yapılarının “merkezileşme” eğilimi taşırken, bunun aksine muhalefet yapılarının “gayri-merkezileşme” eğiliminde olduğunu açıkladı. Ardından internetin de bu yapıda olduğunu anlattı, sonra Tunus ve Mısır’da son günlerde yaşanan halk ayaklanmalarında internetin bu yapısının insanların bir araya gelmesinde sağladığı avantajlardan bahsetti. Mısır’da “internetin fişinin çekilmesi”ne rağmen insanların çeşitli alternatif yollar üreterek bir şekilde internete bağlandıklarını ve bilgi aktardıklarını söyledi, bunun nasıl yapılabileceğiyle ilgili bir blog yazısından[4] bahsetti. Aslında bu saydıklarımın bir kısmı panelin sunumlardan sonraki kısmında da söylenmiş olabilir, ama genel olarak aklımda kaldığı kadarıyla bu şekildeydi.

Koray Löker, WikiLeaks’e hangi açıdan yaklaşmak gerektiği üzerine bir konuşma yaptı. WikiLeaks’in açıkladığı belgeleri sunuş şeklini sorguladı, ve “Cablegate” patlak verdiğinde buna karşı başta sosyal medya olmak üzere çeşitli ortamlarda dile getirilen yaklaşımları özetleyerek kendisinin olaya nasıl baktığını anlattı. Löker’in anlattıkları aralık ayında Express dergisinde yazdığı “Eski Hamamda Çatlak Bir Tas: WikiLeaks” başlıklı yazısındaki görüşlerini içeriyordu çoğunlukla. Ama Özgür Uçkan’ın sunumunu baz alarak bunlara epeyce eklemeler de yaptı.

Son iki panelistten Ayşe Kaymak, “Assange Terörist mi, WikiLeaks Okumak Suç mu?” başlıklı sunuşunda, hukukçu gözüyle baktığını söyleyerek, kısaca “Assange terörist değil, WikiLeaks okumak da suç değil” dedi:) Barış Engin ise “Değişen Medya” başlıklı sunumunda geleneksel medya ile “yeni medya”nın farklarını anlattı, bazı tanımlamalar yaptı. Aradaki farkları güzel örneklerle ortaya koydu. Kanımca bu sunum panelin ilk sunumlarından biri olarak yapılsaydı daha faydalı olabilirdi, zira bu sunum yapıldığı sırada tanımlanan şeylerin çoğu önceki sunumlarda derinlemesine tartışılmıştı 🙂

Salondan katkıların ve soruların alındığı ikinci kısım da en az sunumların olduğu kısım kadar güzel geçti. Salonda bulunan birçok insan zaman zaman ekledikleri bilgilerle katkı sağlarken, zaman zaman da sordukları sorular ve yaptıkları yorumlarla tartışmanın seyrini belirlediler.

Aklımda kaldığı kadarıyla ve panel sırasında aldığım birkaç kısa nota dayanarak orada olmayanlar için paneli kısaca özetlemeye çalıştım, umarım içerikle ilgili mühim bir hata yapmamışımdır. Ama emin olunuz bununla ilgili okuyacağınız hiçbir yazı orada olanlar kadar şanslı yapmayacak sizi:) Tekrarı/benzeri olursa kaçırmamanızı önereceğim bir paneldir. Paneldi.

adil

[1] http://www.alternatifbilisim.org/

[2] Panel: WikiLeaks’i Tartışalım / Konumlandıralım

[3] Brafman , Ori ve Beckstrom Rod A (2006)., The Starfish And the Spider: The Unstoppable Power of Leaderless Organizations

[4] Askeri Darbe Olursa Nasıl İletişim Kurarız?

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010 üzerine gecikmiş bir yazı

11 Kas 2010

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010

Geçtiğimiz ekim ayının 15 ve 16’sına denk gelen cuma ve cumartesi günlerinde, uzunca bir süre çalışmalarını hummalı biçimde yürüttüğümüz Özgür Web Teknolojileri Günleri adlı etkinliğimizi gerçekleştirdik. Linux Kullanıcıları Derneği(bundan sonra “dernek” veya “LKD” olarak anılacak) ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu‘nun(bundan sonra “topluluk” veya “Yucomp” olarak anılacak) ortak çalışmasıyla ortaya çıkan bu büyük etkinliğin hazırlık aşaması hem dernek tarafında hem de topluluk tarafında yapılması gereken pek çok çalışma gerektirdi. Hem derneğin, hem de topluluğun bir üyesi olarak bu çalışmalara elimden geldiğince destek vermeye çalıştım. Sonunda günü geldi çattı, etkinliği planladığımız şekilde düzenleyip tamamladık. Etkinlik öncesinde, etkinlik sırasında ve hatta sonrasında ufak tefek sorunlarla karşılaşmış olsak da, genel olarak oldukça başarılı geçen bir etkinlik oldu. Etkinliğin başlamasından hemen önceki gece bütün yorgunluğuma rağmen üşenmeyip topluluk günlüğümüze son gün çalışmalarıyla ilgili bir yazı yazmıştım[1] fakat etkinlikten sonra uzunca zamandır bunun üzerine bir şeyler yazmayı planlıyor olmama rağmen, daha yeni fırsat bulup da yazabiliyorum.

İlk olarak etkinliğin ortaya çıkışından ve sonrasındaki hazırlık aşamalarından bahsetmek gerek biraz. Esasen topluluktaki arkadaşlarla bambaşka bir niyetle yola çıkmıştık biz. Yine bir özgür yazılım etkinliği yapacaktık, fakat bunun web teknolojileri üzerine olmasını düşünmemiştik. Niyetimiz, her sene gidip de birçok güzel sunum izleme şansı bulduğumuz Özgür Yazılım ve Linux Günleri gibi büyük bir özgür yazılım etkinliğini kendi üniversitemizde düzenlemekti. Bunun için yanılmıyorsam şubat-mart aylarında LKD ile temasa geçtik. Olumlu tepki almakla birlikte, henüz somut bir şeyler ortaya koymamız mümkün değildi tabii. Ardından Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2010’da topluluktan ve dernekten bir grup insan olarak bir araya gelip biraz daha detay konuştuk. Ahanda kanıtı şurada. Bu buluşmanın ardından bir süre daha e-posta trafiği devam etti ve bu kez dernektekilerden topluluğa başka bir öneri geldi. Genel bir özgür yazılım etkinliği yapmaktansa, web teknolojileri üzerine yoğunlaşacağımız bir etkinlik yapılması önerisini topluluktaki arkadaşlarla tartışıp kabul ettik ve böylelikle etkinliğin içeriği belirlenmiş oldu. Ardından ağustos ayının başında Beşiktaş’ta yaptığımız bir buluşmada etkinlikle ilgili birçok detay konusunda kafa patlatıp[2], bu buluşmanın ardından kolları sıvadık. Etkinlik için bir alan adı alınıp ardından web sitesi oluşturulmaya başlandı. Etkinliğe bir logo ve web sitesine tema tasarımı yapıldı, sosyal ağ sayfaları oluşturuldu. Bunlar gibi etkinliğin web sitesinde yer alacak ve etkinliği tanıtmamıza yardımcı olacak birçok şeyin tamamlanmasının ardından etkinliğin nasıl bir etkinlik olacağını anlatan bilgiler de oluşturulup web sitesine yerleştirildi ve bir “Etkin Katılım Çağrısı” yaparak etkinlikte sunum yapmak isteyecek insanları çağırmaya ve etkinliği duyurmaya başladık[3]. Meraklısı için, hikayenin buraya kadarki kısmı bazı başka detaylarla birlikte LKD günlüğünde de yer alıyor[4].

Teknik altyapıyı oluşturduktan sonra, sıra etkinliğin içini doldurmaya gelmişti tabii. Buraya kadarki kısmı bile epey yorucuyken, buradan sonrasının çok daha fazla emeğe ihtiyaç duyacağının farkında değildim o zamanlar. Yaptığımız Etkin Katılım Çağrısı’nın ardından ilk başvurular gelmeye başladı. Bir yandan bunları düzenli bir şekilde bir araya getirip değerlendirme gününe kadar biriktirirken, diğer yandan da sponsor bulma çalışmalarını hızlandırdık. Bir sponsorluk dosyası hazırlanıp ilgili olabilecek şirketlere gönderildi, geri dönüşler alınmaya ve görüşmeler yapılmaya başlandı, görüşmeler sonunda etkinliğe sponsor olan ve olmayan birçok şirketle uzun süren e-posta ve telefon trafikleri yaşandı. Bu arada biz bir kez de Moda’da bir araya gelerek bu çalışmaların bir değerlendirmesini yaptık ve devamını nasıl getireceğimizi konuştuk[5]. Yine sponsor ve içerik çalışmalarıyla devam eden günlerin ardından, takvimler 1 Eylül 2010’u gösterirken birçok işi tamamlamıştık ve etkinliğe sadece 44 gün kalmıştı[6].

Üniversitenin akademik takviminin eylül ayının 13’ünde başlıyor olması sebebiyle, üniversitede topluluk tarafından yürüteceğimiz çalışmalara henüz başlayamamıştık. Bu yüzden, bu tarihten etkinliğe kadar yaklaşık 1 aylık süre oldukça yoğun bir çalışma temposuyla geçti. Zira bu sürede etkinlikle ilgili bütün izinlerin alınması, salonların ayarlanması, etkinlikte atölye çalışmaları için kullanılacak olan laboratuvara gerekli yazılımların kurulması, üniversitenin etkinlik için sağlayacağı desteği alabilmek için bürokratik işlerin yapılması, etkinlik tanıtımında ve etkinlik sırasında kullanılacak materyallerin bastırılması gibi birçok işin tamamlanması gerekiyordu. Böyle bir çırpıda sayınca kulağa kolay halledilir şeyler gibi geliyor ama tüm bunları halledene kadar topluluktan birçok kişinin epeyce koşturması gerekti. Eh, zamanımız kısıtlı olduğu için dernek tarafında yapıldığı gibi bu çalışmaları ara ara bir kenara kaydetmeyi akıl edemedik tabii. O yüzden önceki paragraflarda anlattığım gibi kronolojik bir şeyler söylemem pek mümkün değil. Ama özetle söylemek gerekirse bu 1 aylık süreçte etkinlik salonları hazırlandı(3 salon, ve hepsinde etkinliğin ilk günü ders olduğu için epey zorlu bir süreçti bu), laboratuvara gerekli yazılımlar kuruldu, fakülte binasının dışına asılacak olan etkinlik brandası bastırıldı, konuşmacılara verilecek olan plaketler için sipariş verilip hazırlatıldı, katılımcılara verilecek olan yaka kartları ve etkinlik programı bastırıldı, etkinlik alanında dalgalanmak üzere yelken bayraklar bastırıldı, standların kurulacağı alan hazırlandı, çay-kahve servisi ve öğle yemekleri için görüşmeler yapıldı, dışarıdan katılacak olanları Taksim ve Kadıköy’den üniversiteye taşıyacak olan servisler ayarlandı, etkinlik afişleri bastırılıp İstanbul ve Ankara’daki birçok üniversiteye postalandı. Özeti bile ne kadar uzun sürdü ya hu.

Sonunda etkinlik gelip çattığında planladığımız hemen her şeyi yapmıştık. Etkinlik öncesi son yapılan çalışmalarla ilgili detaylı bilgiler yazının başlarında belirttiğim gibi Yucomp günlüğünde[1] ve yazının başında değil de burada ilk kez belirtiyor olduğum gibi LKD günlüğünde[7] yer alıyor. Bundan sonrası, Özgür Web Teknolojileri Günleri’nin kendisi.

Yazıyı yazmaya başladığımda etkinliğin nasıl geçtiğiyle ilgili de birçok şey yazmayı planlıyordum ancak şimdi farkına varmış bulunuyorum ki sadece hazırlık çalışmalarıyla ilgili epeyce uzun bir yazı yazmışım. Bu yüzden kalanını başka bir yazıya bırakıyorum artık. Zira yaklaşık 3 saattir şu yazıyı yazmakla uğraşıyorum(etkinlik için tonla iş yapılması yetmezmiş gibi bir de bu 3 saati buna harcamak da ayrı bir delilik oldu, o ayrı bir konu), bu saatten sonra diğer kısma da atlarsam biraz geçiştirici bir yazı olur, tatmin edici şeyler yazamam herhalde. Eğer fırsat bulur da yazabilirsem ikinci yazıda da etkinliğin nasıl geçtiğini dilim döndüğünce anlatırım.

adil

[1] Özgür Web Teknolojileri Günleri Başlıyor! , 15 Ekim 2010

[2] İstanbul’da bir Çarşamba akşamı buluşması, 4 Ağustos 2010

[3] Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010’un duyurulması, 6 Ağustos 2010

[4] Özgür Web Teknolojileri Günleri / 15 – 16 Ekim 2010, 6 Ağustos 2010

[5] Moda’da Kahvaltı, 21 Ağustos 2010

[6] Özgür Web Teknolojileri Günleri’ne 44 Gün Kala, 1 Eylül 2010

[7] Özgür Web Teknolojileri Günleri mutfağından haberler, 13 Ekim 2010