Archive for the ‘Özgür Yazılım’ Category

LaborComm 2014’te Düzenlediğimiz Paneldeki Sunuşum

14 Tem 2014

Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı (LaborComm) [1], 2010 yılından bu yana Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin [2] yürütücülüğünde düzenlenen ve bence oldukça önemli tartışmaların yürütüldüğü, dolu dolu geçen bir konferans. Bu yıl 5. kez düzenlendi. İlk kez geçen yıl dinleyici olarak katılabilmiştim LaborComm’a ve birçok oturumda epey bilgi edinmiş, tartışmalardan faydalanmıştım.

LaborComm 2014’ün teması, geçtiğimiz birkaç yılda dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkan direniş hareketlerinin etrafında şekilleniyordu. Çağrı metninden [3] alıntılayacak olursam:

“Geçtiğimiz birkaç yıl tüm dünyada ve Türkiye’de toplumsal hareketlerin yükseldiği ve bu çerçevede iletişim ve iletişim ağlarının önem kazandığı bir dönem oldu. Egemenler interneti artık sadece yeni birikim stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olarak değil, aynı zamanda kendi egemenliklerine yönelen büyük bir tehdit olarak da görmeye başladılar. Bu çerçevede internet üzerindeki izleme faaliyetlerinin giderek tırmandığı açığa çıkarken, internetin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler de giderek daha fazla gündeme geliyor. Ancak diğer yandan internet üzerindeki görece özgür alanların sınırları genişliyor ve buralardaki iletişim ve örgütlenme kent meydanlarında somutlaşıyor. LaborComm 2014, bu alanda yaşanan deneyimlerin bilgisini üretmeyi ve ileriye dönük olarak emeğin ve iletişimin özgürleşim olanaklarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra düzenlenme amacına uygun olarak iletişim ve emeğin kesiştiği tüm alanlara ilişkin çalışmaları beklemektedir.”

Tahmin edilebileceği gibi, Gezi Direnişi ile ilgili epeyce bildiri vardı, programdan da görülebilir. Biz de, hem Gezi Direnişi’ni, hem de özgür yazılımı, özgür İnternet’i ve özgür iletişimi önemseyen 4 bilişim emekçisi (İzlem Gözükeleş, Taylan Özgür Yıldırım, Oktay Dursun ve ben) olarak bu yıl konferansta bir panel düzenlemeyi önerdik. Konferans yürütücüleri fikre olumlu yaklaştılar ve böylelikle konferansın kapanış oturumunu kapmış olduk. Oturum başkanımızın da şu an iletişim alanında akademik çalışmalarını yürüten ama özünde bizler gibi bilgisayar mühendisi olan Doç. Dr. Funda Başaran Özdemir olmasıyla biraz daha rahatladık 🙂

Panelimizin başlığını “Direniş Kendi İletişim Kanallarını Oluştururken; Özgürlük, Yazılım, İnternet ve Emekçiler” olarak belirledik, her birimiz konunun farklı birer boyutunu ele almaya çalıştığımız birer sunuş yaptık. Sunuşların ardından salondan gelen soru ve katkılarla da tartışmayı genişlettik. Hem bizlerin izlenimi, hem de panel sonrası dinleyicilerden gelen geri bildirimlere dayanarak söyleyebilirim ki güzel bir panel oldu.

Konferansın bildiri kitapçığı şu anda hazırlanma aşamasında. Önümüzdeki birkaç hafta içinde yayımlanmış olacak sanırım, konferans web sitesinden e-kitap olarak da indirilebilecek. Bizim paneldeki sunuşlarımız konferansın diğer oturumlarındaki gibi akademik bildiri niteliğinde değildi, ama yine de panelde konuşulanların da bildiri kitapçığında yer almasının güzel olacağını söylediler bize. Ben de toparlayabildiğim kadarıyla yaptığım sunuşu genel hatlarıyla kısa bir metinde aktarmaya çalıştım. Aşağıda o metni bulabilirsiniz.

Panelde ilk sunuşu ben yapmıştım ve özgür yazılımı neden bu kadar önemsediğimizi kısıtlı zamanda hızlı biçimde anlatmaya çalışmıştım. Yaptığım sunuşun içeriğinin büyük bir kısmı, bir süredir farklı etkinliklerde yaptığım “Her Yer Linux Her Yer Özgür Yazılım” sunumumla[4] çakışmakla birlikte, o sunumda yer verip burada anlatmadığım ve burada olup onda olmayan bazı kısımlar da var.

Özgür Yazılımı Neden Bu Kadar Çok Önemsiyoruz?

Richard Stallman’ın bundan yaklaşık 30 yıl önce başlattığı özgür yazılım hareketi, artık başladığı noktanın çok ilerisinde. İnternet’in sağladığı yayılma olanağının da katkısıyla bugün dünyanın her yerinde çeşitli özgür yazılımları geliştiren, yaygınlaştıran, yerelleştiren, paylaşan ve kullanan insanlar, şirketler ve hatta devletler bulunuyor. İnternet’e bağlı herhangi bir cihazı kullanan bir kişi, kendi kullandığı yazılımlar özel mülk yazılım olsa bile bağlandığı web sitesi özgür yazılımlar aracılığıyla hazırlandığı ve sunulduğu için dolaylı yoldan da olsa özgür yazılımları kullanmış oluyor. Teknik yeterlilikleri ve üstünlükleriyle özgür yazılımlar bilişim alanında kolaylıkla vazgeçilemeyecek bir yer edinmiş durumdalar.

Öte yandan, özgür yazılımı bu kadar çok önemsememizin ve her fırsatta öne çıkarmamızın sebebi sadece sunduğu teknik olanaklardan kaynaklanmıyor. Tarihçesi, ortaya çıkış gerekçeleri ve gelişim süreci ele alındığında özgür yazılım meselesi, teknik bir tartışma olmanın çok ötesinde, politik bir mesele olarak karşımızda duruyor. Özgür yazılım hareketini başlatan ve günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Richard Stallman, çeşitli söyleşilerinde bu durumu şöyle dile getiriyor:

“Özgür yazılım, sadece teknik bir mesele değildir. Aynı zamanda etik, sosyal ve politik bir meseledir. Sadece bilişim alanında çalışanları değil, toplumun her kesimini ilgilendirir. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kişisel bilgilerin gizliliği gibi konularla doğrudan ilgilidir. ”

Richard Stallman’ın çizdiği bu çerçeve, aslında epey geniş bir alanı tarifliyor olsa da, politik bir mesele olarak özgür yazılımı bireysel ve toplumsal özgürlükler bağlamında tartışmanın tek başına yeterli olmadığını düşünüyoruz. Elbette özgür yazılımların yazılım alanında üretici ve tüketiciler olarak bizlere sağladığı özgürlükler çok büyük önem taşıyor, özellikle de çokuluslu yazılım ve donanım tekelleri ile devletlerin bu özgürlüklerimize saldırılarını yoğunlaştırdıkları bir dönemde olduğumuzu göz önünde bulundurduğumuzda var gücümüzle savunmamız gereken bir mevkide bulunuyorlar. Fakat özgür yazılımı politik bir mesele olarak tartışırken, çok daha temelde olan ve aslında bu özgürlüklerin de kaynağını oluşturan, özgür yazılımların hem üretim hem de tüketim süreçlerini de doğrudan etkileyen bir noktayı ele almak istiyoruz: Kamusal mülkiyet. Eğer özgür yazılımlarla özel mülk yazılımları birbirinden net bir şekilde ayırt edebiliyorsak bunu sağlayan şey teknik özellikler değil, üretilen yazılımın ve kaynak kodunun mülkiyetinin kime ait olduğudur. Özgür yazılım hareketi, hem üretilen bir ürün olarak yazılımın, hem de o yazılımın üretilmesini sağlayan üretim aracı olarak kaynak kodlarının mülkiyetini topluma vermesiyle bir devrim yapmıştır. Yazılımın ve kaynak kodunun mülkiyetinin toplumsallaştırılması; yazılım geliştirme pratiklerinden paylaşım yöntemlerine, yazılımların çoğaltılma (kopyalanma) özgürlüğünden istenilen amaç doğrultusunda özelleştirilebilme ve kullanılabilme özgürlüğüne kadar tüm üretim ve tüketim süreçlerinin piyasa ekonomisi koşullarından bambaşka koşullarda şekillendirilebilmesine olanak sağlamıştır. Böylelikle hem bireysel ve toplumsal özgürlüklerimiz korunabilmiş, hem de özgür yazılımlar özel mülk yazılımlar karşısında birçok teknik üstünlüğe sahip olabilmişler ve yaygınlıklarını artırabilmişlerdir.

Politik bir mesele olarak özgür yazılımı ele alırken dikkate aldığımız önemli noktalardan bir başkasını da özgür yazılım hareketinin ortaya çıkış süreci bize anlatıyor. Bu nokta, özgür yazılım hareketinin, yazılımın metalaşmasına karşı geliştirilmiş bir hareket olmasıdır. 1970’li yıllara kadar, Richard Stallman’ın da aralarında bulunduğu yazılım geliştiriciler (hacker’lar) geliştirdikleri tüm yazılımları birbirleriyle paylaşmakta, böylelikle hem birbirlerinden öğrenmekte hem de çözülmüş bir sorunu tekrar çözmekle uğraşmak (“tekerleği yeniden keşfetmek”) zorunda kalmamaktadırlar. Yazılımların ticari olarak alınıp satılması yaygın değildir, bilişim alanında sadece donanım bir masraf kalemi olmaktadır. Ancak 1970’li yıllardan itibaren bu durum değişmeye başlar, yazılımın da parayla alınıp satılabileceği fikri yaygınlaşır ve birçok yazılım firması kurulur. Bunun yanı sıra, bu firmalar ürettikleri yazılımların kaynak kodlarını “ticari sır” oldukları gerekçesiyle paylaşmamaktadırlar. Bütün bunlara duyulan tepki, özgür yazılım hareketinin başlatılmasında tetikleyici olmuştur.

Özgür yazılım hareketinin uygulamaya koyduğu önemli özelliklerden birisi, hem kamusal mülkiyetle hem de hareketin metalaşma karşıtı niteliğiyle bağlantılı olan, “üretimde özgürlük, tüketimde eşitlik” ilkesidir. Özgür yazılımların mülkiyeti topluma ait olduğu için toplumun her bireyi özgür yazılımlar üzerinde aynı haklara sahiptir ve onları dilediği şekilde kullanma (tüketme) özgürlüğü vardır. Dolayısıyla tüketimde eşitlik sağlanmıştır. Öte yandan, yazılımı kullanma karşılığında bireylerden herhangi bir karşılık beklenmez. Üretim sürecine katılıp katılmama konusunda her birey kendisi karar verebilir ve üretime katılmayan bireyler, tüketim haklarını kaybetmezler; üretime katılan bireylerle hâlâ eşit tüketim hakkına sahip olurlar. Üretime katılmak isteyen bireyler ise bu özgürlüklerini istedikleri zaman kullanabilirler çünkü üretim aracı olan kaynak kodlarının mülkiyeti topluma aittir, onlar da bu kaynak kodlarını kullanarak istedikleri şekilde yazılım geliştirebilirler.

Özgür yazılım üzerine bugüne kadar yapılan sosyal araştırmaların bir kısmı, üretime katılan yani özgür yazılımları geliştiren ve diğer yollarla (çeviri, test, hata bildirimi vs.) bunlara katkı sağlayan bireylerin neden bu sürece katıldıkları sorusuna odaklanmıştır. Piyasa ekonomisi şartlarının geçerli olmadığı bir ortamda, bireyleri çalışmaya ve üretime yönlendiren sebepler birçok kez sorgulanmıştır. Bu araştırmalar sonucunda ortaya konan birkaç sonuca kısaca değinelim. Bunlardan biri, özgür yazılım toplulukları arasında bir “hediye ekonomisi” oluşmasıdır. Bir başka sonuç, bazı bireylerin “kendilerini kanıtlama” güdüsüyle üretim sürecine katıldıklarıdır; özgür yazılımlar kamusal alanda (İnternet) geliştirildiği için bu bireyler burada bireysel teknik becerilerini sergilemekte ve piyasa ekonomisinin geçerli olduğu yazılım geliştirme süreçlerinde (özel mülk yazılım üreten şirketlerde) iş bulma şanslarını artırmaktadırlar. Bir grup yazılım geliştirici ise, öğrenme ve merak güdülerini tatmin etmek amacıyla üretim sürecinde yer almaktadırlar; zihinsel emeğin ortaya konduğu yazılım geliştirme pratiğinde sıklıkla çeşitli “bulmaca”larla karşılaşılmakta, bireyler bu bulmacaları çözmekten zevk almaktadırlar. Tüm bunların yanı sıra, bazı bireyler de toplumsal çıkarları gözeterek özgür yazılımların geliştirilmesine katkı sağlamaktadırlar. Elbette saydığımız bu gruplar birbirlerinden homojen olarak ayrışmamakta, üretime katılan bir birey bu gerekçelerden birkaç tanesini sahiplenebilmektedir.

Özgür yazılımların geliştirilmesi aşamalarında kullanılmakta olan ve zamanla çeşitli gelişmeler göstermiş olan üretim pratikleri, ağırlıklı olarak meselenin teknik yönü ile ilgiliymiş gibi görünse de, esasen özgür yazılımın politik yanıyla doğrudan ilişkilidir. Özgür yazılımların tamamına yakını İnternet üzerinde, kamuya açık platformlarda geliştirilmektedir. Sadece geliştirilen yazılım ve yazılımın kaynak kodları değil, aynı zamanda tartışma ve karar alma süreçleri de kamusal erişime açık olarak yürütülmektedir. Bir özgür yazılımın geliştirilmesine katkı veren, yani üretim sürecine katılan bireyler, e-posta listesi ya da forum benzeri iletişim ortamlarında yazılım geliştirme süreci ile ilgili fikir alışverişinde bulunurlar ve bu iletişim ortamlarının arşivleri kamusal erişime açık olarak İnternet ortamında saklanır. Böylelikle üretim sürecine katılmayan bireyler de yürütülen tartışmaları izleyebilir, zaman zaman da çeşitli şekillerde kendi görüşlerini ifade edebilirler. Tüm bu özellikleriyle özgür yazılım geliştirme sürecinin oldukça verimli işleyen bir kolektif üretim süreci olduğu söylenebilir.

Özgür yazılımın, burada kısa kısa ele almaya çalıştığımız bu özellikleri, bu hareketin 30 yılı aşkın süredir adım adım ilerleyen ve büyük başarılar kazanan bir hareket olmasını sağlamıştır. Etkileri sadece bilişim alanıyla sınırlı kalmamış, özgür yazılımın başarısından etkilenen başka birçok alanda benzeri özellikleri taşıyan örnekler ortaya çıkmıştır. En basit ve akla gelen ilk örneği, özgür yazılım geliştirme sürecine benzer bir üretim süreciyle kolektif bilgi birikiminin oluşturulduğu Wikipedia projesidir. Benzer şekilde sinema, müzik, edebiyat gibi alanlarda çeşitli yansımaları olmasının yanı sıra, bilişim sistemlerinde kullanılan çeşitli donanımların kolektif biçimde üretilmesini ve bu alandaki tekellerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan hareketler de ortaya çıkmaya başlamıştır.

Altını çizmeye çalıştığımız şekilde, özgür yazılım meselesi bir “politik mesele” olmayıp sadece bir “teknik mesele” olsaydı, tahminimizce şimdiye kadar çoktan sonlanmış bir durumda olurdu ve hepimiz özel mülk yazılımlara muhtaç olurduk. Bilişim ve iletişim teknolojileri hayatımızın her alanına nüfuz ederken, birer bilişim ve iletişim tüketicisi ve üreticisi olarak bugün sahip olduğumuz bazı bireysel ve toplumsal özgürlüklerimizi de çoktan kaybetmiş, ya da tıpkı Gezi Direnişi’nde olduğu gibi bunları savunmaya çalışıyor olabilirdik. Panelimizin ana konusuyla özgür yazılımın birbiriyle ne kadar içli dışlı olduğunu anlamak için, özgür yazılımı anlatırken sıklıkla kullandığımız bazı anahtar sözcüklere bitirirken değinmekte fayda var: “Özgürlük”, “Paylaşmak”, “Dayanışma”, “Kamusallılk”, “Kolektif üretim”, “Eşit tüketim”. Gezi Direnişi’ne baktığımızda, aynı anahtar sözcüklerin orada da meselenin kalbinde olduğunu görebiliyoruz.

adilga

[1] http://laborcomm.org/

[2] http://ilef.ankara.edu.tr/

[3] http://laborcomm.org/cagri-metni-2014/

[4] İlgilenenler LKD Seminer Çalışma Grubu sitesindeki Seminer Notları sayfasında bulabilirler:

http://seminer.linux.org.tr/seminer-notlari/

Reklamlar

Crontab Yardımıyla Göz Sağlığını Korumaya Çalışmak

10 Tem 2014

Bilgisayar başında uzun saatler geçirenlerin çeşitli sağlık problemleriyle karşılaştıkları ortada. Sırt, bel rahatsızlıklarından tutun da göz sağlığının bozulmasına kadar pek çok olumsuz etkisi var bilgisayar başında geçirilen uzun saatlerin.

Bugüne kadar bunlarla ilgili pek çok yazı okudum, hemen hemen hepsi, belirli aralıklarla çeşitli egzersizler yapmayı öneriyor. Fakat okuduğunuz uzun bir makaleye yahut binlerce satırlık kodlara gömüldüğünüz zaman çoğunlukla bunlar aklınıza gelmiyor. Bu durum için de çeşitli çözümler üretilmiş tabii, birtakım uygulamalar, belirli aralıklarla size bu egzersizleri hatırlatabiliyor. Mesela RSIBreak[1] adlı uygulamayı kullanmıştım 3-4 yıl önce, belirli aralıklarla bazı egzersizleri hatırlatan küçük, güzel bir uygulama. Bazı dağıtımların paket depolarında bulunuyor, kurup deneyebilirsiniz.

RSIBreak uygulamasının bir süre sonra beni rahatsız eden iki yanını fark ettim:
1) Uyarıları ekran aracılığıyla yapıyor. Odaklanıp bir yazıyı okurken ekranın bir köşesinden çıkan uyarı kutucuğu dikkatimi çok fazla dağıtıyordu. (Tabii uygulamanın amaçlarından biri elbette bu ama işte biz anlaşamadık, napalım).
2) Belirli aralıklarda verdiği uyarılar sırasında bilgisayarı hiç kullanmamaya zorluyor. Mesela 20 sn boyunca fareyi ya da imleci hiç kımıldatmamanız gerekiyor, aksi takdirde uyarıyı sürdürüyor. Yazılımın beni uyarmasını seviyorum ama bu kadar zorlaması hoşuma gitmiyor.

Bu iki sebepten dolayı uzun süredir RSIBreak’i kullanmıyordum, yerine de yeni bir şey aramadım. Lakin yakın zamanda okuduğum sağlıkla ilgili birkaç yazı, beni tekrar önlem almaya itti. Özellikle göz sağlığı ile ilgili kısım, bilgisayar başında geçirilen süreler yüzünden gözleri bozulan bir kişi olarak “yav bu böyle olmayacak” dedirtince alternatif bir şey yapayım dedim.

Göz sağlığı ile ilgili uyarılar içeren yazıların çoğunda önerilen iki şey var:
1) 20-30 dakikada bir kez, 15-20 saniye süreyle ekrana değil de uzak bir noktaya (en az 5-6 metre uzağa) bakın.
2) Gözlerinizi kırpmayı unutmayın. Normalde insan gözü dakikada 10-12 kez kırpılıyor, fakat bilgisayar başında bir şeye odaklandığımızda bunu yeterince yapmıyoruz ve bu da göz kuruluğuna sebep oluyor.

Bu iki basit mevzuyu çözüme kavuşturmak için kendimce basit bir yol buldum: Bunları kendime hatırlattığım iki küçük(3-4 saniyelik) ses dosyası kaydettim. Kendi kendime “gözlerini kırpmayı unutma!” ve “Uzaklara bak!” diye sesleniyorum (şair burada kendine sesleniyor). Ardından crontab’a iki satır ekledim:

        */10 * * * * mplayer /home/adil/sesler/gozlerinikirp.ogg
        15,45 * * * * mplayer /home/adil/sesler/uzaklarabak.ogg

Böylelikle, her 10 dakikada bir kez gözlerimi kırpmam, her yarım saatte bir kez de ekrandan daha uzak bir mesafeye bakmam için sesli uyarı alıyorum. Şimdilik işe yarıyor, ne çok rahatsız edici ne de işlerimi yapmamı engelleyici.

Yukarıda RSIBreak (ve varsa benzeri yazılımları) kötülemiş gibi oldum ama şu farkın altını çizeyim: Benim çözümüm sadece göz sağlığı için. RSIBreak, oturmadan kaynaklı omuz ve bel rahatsızlıklarını da hedefleyen bir yazılım. O açıdan şans vermekte fayda olabilir ilgilenenler için.

adilga

[1] https://userbase.kde.org/RSIBreak

Not: Yazıyı iki gün önce yazıp kenara koymuştum, arada geçen zamanda hem bir iki arkadaştan fikir aldım hem de RSIBreak’i tekrar kurup kurcaladım biraz. Aslında epeyce özelleştirme imkanı sunuyor yazılım, uyarıların görülme sıklığından zorlayıcılıklarına kadar çeşitli düzenlemeler yapabiliyorsunuz, üstelik sesli uyarı seçeneği de var. Daha önce kullandığım zaman bunlar var mıydı hatırlamıyorum, belki vardı da ben fazla kurcalamamıştım. Şu anki haliyle benim ihtiyacımı giderebilecek durumda aslında. Yine de şimdilik kendi çözümüm benim işimi görüyor, iki gündür iyi geçiniyoruz kendisiyle. Öte yandan, yazıyı paylaştığım bir arkadaş, benim rahatsız olduğum zorlayıcılığın (yani yazılımın sizi ara vermeye zorlaması) aslında sağlık açısından daha faydalı olduğunu düşündüğünü belirtti, kısmen hak vermedim değil. Yine aynı arkadaş, göz sağlığı için başka iki yazılım önerdi, onları da not etmiş olalım buraya:

https://justgetflux.com/
http://jonls.dk/redshift/

Ben bunları henüz denemedim, bir ara denemeye çalışacağım bakalım.

Pardus Kurumsal 2 Üzerinde Redmine Kurulumu

27 Ara 2011

Birkaç hafta evvel, bir sunuma koyacak birkaç ekran görüntüsü alabilmek için yönetim panelini kurcalayabileceğim bir Redmine kurulumuna ihtiyacım oldu. Halihazırda -gerekirse- bozabileceğim bir tanesi elimin altında olmadığından iş başa düştü. Ben de isterdim tabii bir Scientific Linux üzerinde kurayım, bir Ubuntu üzerinde kurayım da fazla uğraşmayayım; ama maalesef halihazırda kurulu onlar da yoktu. Ben de sanal makinaya Ubuntu kurup “apt-get install redmine” demenin daha uzun süreceğini zannederek, sakalı olan kişilerin aksine telkinlerine karşın, kurulu sistemim olan Pardus Kurumsal 2’de Redmine’ı kurmaya kalkıştım. Yaklaşık 4-5 kere Ubuntu kurup kaldırabileceğim sürede tamamlayabildim sanırım(tabii bunda Ruby on Rails hakkında hiçbir şey bilmememin de etkisi vardı). Neyse ki yaptıklarımı not ettim bi kenara, hem bi daha buna kalkışmamam için uyarı olarak dursun hem de uyarıyı dinlemeyip kalkışırsam[1] işe yarasın diye.

Evvela ihtiyaçları sıralayalım. Redmine’ı kurabilmek için Ruby + Rails + Rack üçlüsünün, uyumlu sürümlerinin(hem birbirleriyle hem Redmine’ın kurulacak sürümü ile) kurulu olması gerekiyor(Apache üzerinde de çalışabiliyor sanırım, lakin ben bunlarla kurdum). Rails ve Rack kurmak için Rubygems gerekiyor. MySQL Server 5.0 ve üstü öneriliyor. Tüm bunların uyumlu sürümleriyle ilgili bir tablo Redmine kurulum wiki’sinde[2] bulunuyor. Seçtiğim sürümleri ve edindiğim yerleri ben de şöyle tablolayayım:

Redmine 1.3.0 http://rubyforge.org/frs/?group_id=1850
Ruby 1.8.7 Pardus Kurumsal 2 paket deposundan
Rubygems 1.3.7 Pardus 2011 paket deposundan, paketi inşa ederek
Rails 2.3.14 Rubygems aracılığıyla
Rack 1.1.1 Rubygems aracılığıyla
MySQL Server 5.5.8 Pardus Kurumsal 2 paket deposundan

MySQL server ve Ruby paketleri Pardus Kurumsal 2 sistemde zaten kurulu olmalı. Bir şekilde kaldırılmışsa, konsoldan “sudo pisi it mysql-server” ve “sudo pisi it ruby” demek yeterli.

Kurumsal 2 paket deposunda ne yazık ki Rubygems’in pisi paketi bulunmuyor. Lakin Pardus 2011 deposunda bulunması işi hiç değilse biraz kolaylaştırıyor. Önce pisi paketini inşa ettim:

sudo pisi build http://svn.pardus.org.tr/pardus/2011/devel/programming/language/ruby/rubygems/pspec.xml

Ardından bu pisi paketinden Rubygems’i kurdum:

sudo pisi it rubygems-1.3.7-1-c2-i686.pisi

Rubygems’i hallettikten sonra, onun aracılığıyla kuracağım Rails ve Rack’i kurmaya sıra geldi. Uygun sürümleri kurabilmek için “-v” parametresini kullandım. Şöyle ki:

gem install rails -v=2.3.14
gem install rack -v=1.1.1

Geriye kalan, Redmine’ı indirip[3] uygun bir dizine açtıktan sonra gerekli yapılandırma işlemlerini halletmek. Önce MySQL’e bağlanıp(MySQL servisi çalışmıyorsa “service mysql-server start” komutundan sonra) veritabanında Redmine’a yer açtım:

create database redmine character set utf8;

Bir de “redmine” adında bir MySQL kullanıcısı oluşturup, parolasını “penguen” yapıp gerekli izinleri sağladım:

create user ‘redmine’@’localhost’ identified by ‘penguen’;
grant all privileges on redmine.* to ‘redmine’@’localhost’;

İndirip açtığım redmine-1.3.0 dizinindeki “config/database.yml.example” dosyasını “config/database.yml” olarak kaydettikten sonra içindeki “production” alanını düzenledim:

production:
 adapter: mysql
 database: redmine
 host: localhost
 username: redmine
 password: penguen

Veritabanı yapılandırmasını tamamlamak ve sunucu yapılandırması için konsoldan redmine-1.3.0 dizinine geçerek şu komutları verdim:

rake generate_session_store
RAILS_ENV=production rake db:migrate

Son olarak, Redmine’ı çalıştıracak kullanıcı hesabı için birkaç izin düzenlemesi gerekli. Bunları da redmine-1.3.0 dizininde iken verdim:

mkdir tmp public/plugin_assets
sudo chown -R pardus_kullanici_adi:users files log tmp public/plugin_assets
sudo chmod -R 755 files log tmp public/plugin_assets

Tüm kurulum ve yapılandırma işlemleri bittikten sonra, sunucuyu başlatmak için:

ruby script/server webrick -e production

Sunucu sorunsuz biçimde çalışıyorsa Redmine’a http://localhost:3000/ adresinden erişilebiliyor. Öntanımlı kullanıcı adı ve parolası “admin”.

Not düşmekte fayda var: Yerelde birkaç ufak deneme yapmak için yaptığım bu kurulumun bazı adımlarının, gerçekten kullanılacak bir Redmine için ideal olmadığı aşikar. Sistemde bir Redmine kullanıcısı oluşturmanın ve Webrick yerine Apache’yi tercih etmenin çok daha sağlıklı sonuçlar vereceğini söyledi bazı kuşlar.

adil

[1]http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=yapma+demiyorum+hobi+olarak+yine+yap
[2] http://www.redmine.org/projects/redmine/wiki/RedmineInstall
[3] http://rubyforge.org/frs/download.php/75597/redmine-1.3.0.tar.gz

İstanbul’da Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı, 19 Kasım 2011’de

18 Kas 2011

Türkiye’de mühendislerin mesleki örgütlenmeleri meslek odalarıyla yürüyor. Bu odaların çatı örgütü olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne(TMMOB) bağlı 23 tane meslek odası bulunuyor. Bunlardan iç mimarların, mimarların, peyzaj mimarlarının ve şehir plancılarının odalarını çıkarırsak; 19 farklı mühendislik dalının kendi adıyla odası bulunuyor. Kendi meslek dallarının adıyla odaları bulunmayan mühendisler ise çalışma alanı yakın olan bir mühendislik dalının odasına üye olmak durumundalar. Örneğin endüstri mühendisleri Makina Mühendisleri Odası’na, bilgisayar mühendisleri de Elektrik Mühendisleri Odası’na üye olabiliyorlar.

Geçmişte, çeşitli dönemlerde artan çalışmalarla bazı bilgisayar mühendisleri bir “Bilgisayar Mühendisleri Odası” kurabilmek için çaba gösterdiyseler de, bu çabalar başarıya ulaşamadı. Bunlar yakından tanık olduğum süreçler değil tabii. Ancak son üçüne katıldığım(2009-2010-2011(hani Richard Stallman da oradaydı)) ve sonuncusunu Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz(8 ay geçti hâlâ bir blog yazısı yazamadım bununla ilgili) Bilgisayar Mühendisleri Öğrencileri Kongresi’nde(BİLMÖK) de konu sıkça gündeme geldiği için biraz aşinayım. Önümüzdeki BİLMÖK’te ise belki de yepyeni gelişmeler konuşulabilir.

Elektrik Mühendisleri Odası’nda(EMO) örgütlenen bilgisayar mühendisleri, çalışmalarını Bilgisayar Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu(BM-MDK) adındaki komisyonlarla yürütüyorlar. EMO Ankara Şubesi’ndeki BM-MDK, 15 Ekim 2011’de bir “Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı” düzenlemişti[1]. Aynı gün Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlediğimiz Özgür Web Teknolojileri Günleri[2] sebebiyle Ankara’daki çalıştaya katılamamıştım. Bu kez EMO İstanbul Şubesi’ndeki komisyon, aynı isimle İstanbul’da bir çalıştay düzenliyor. 19 Kasım 2011 Cumartesi günü İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek çalıştayda da, kurulması amaçlanan “Bilgisayar Mühendisleri Odası” esas konu olacak gibi görünüyor.

19 Kasım 2011 Bilgisayar Mühendisliği Çalıştayı afişi

Bu çalıştaylar için hazırlanmış olan “Bilgisayar Mühendisleri Odası Kuruluş Raporu”nu[3] birkaç hafta önce okuma şansı bulmuştum. Raporda, kaba bir özetle, Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın neden kurulması gerektiği, kurulması planlanan odanın ne gibi görevler/sorumluluklar üstlenmesi ve hangi ilkeleri benimsemesi gerektiği gibi konular ele alınmış. Bu konuların çalıştayda da tartışılacağını tahmin ediyorum.

İlgili raporda gözlerimin ilk aradığı şey “özgür yazılım” sözcükleri oldu tabii. Beklentim boşa çıkmadı, özgür yazılımlara önem verilmesine dair ifadeler geçiyor. Ancak bu ifadelerin yeterli olduğunu düşünmüyorum. 30 sayfalık raporda “özgür yazılım” ifadesinin sadece 2 kez geçiyor olması bu düşüncemi destekliyor sanırım. Ülkenin bilişim politikalarında söz sahibi olma amacı olan bir meslek odası özgür yazılımlar konusunda daha çok söz söylemeli ve daha benimseyici olmalı. Hem diğer konulardaki tartışmaları takip edebilmek, hem de bu konuda birkaç söz söyleyebilmek için bu çalıştaya katılmak mantıklı görünüyor. Ne de olsa tüm bilgisayar mühendisleri ve bilgisayar mühendisliği öğrencileri davetli[4].

adil

[1] http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=87254&tipi=2&sube=14

[2] http://www.ozgurwebgunleri.org.tr/2011/

[3] http://bmo.org.tr/2011/11/11/bilgisayar-muhendisleri-odasi-kurulus-raporu-yayinlandi/

[4] http://bmo.org.tr/2011/11/11/istanbulda-bilgisayar-muhendisligi-calistayi/

Pardus Kurumsal 2’de Psi Sorunu

14 Kas 2011

Uzun süre Jabber istemcisi olarak Kopete’yi kullandım. Ancak birkaç ay önce Kopete’yle bir sıkıntı[1] yaşayınca alternatif bir istemci aramaya başladım. Tavsiyeler üzerine Psi uygulamasını[2] kurdum Kurumsal 2 deposundan.

Her şey çok güzel olacak zannederken, Psi ile de ilişkimiz sorunlu başladı: Jabber sunucusuna bağlanabiliyordum, ancak listemdeki çevrimiçi bir arkadaşıma bir şeyler yazmak istediğimde, konuşma penceresini açıp ilk karaktere bastığım anda uygulama kendiliğinden kapanıyordu. Uzun süre çeşitli ayarları kurcaladım, fakat bir türlü aşamadım bu sıkıntıyı.

Yeni bir istemci arayışına girmiştim ki, Doruk Fişek yardımıma koştu. Hatanın sebebi, uygulamada “Check spelling” özelliğinin açık olmasıymış. “Options -> Misc.” sekmesinde “Check spelling” seçeneğinin önündeki işareti kaldırınca sonunda yeni Jabber istemcimi kullanmaya başlayabildim.

Pardus’un hata takip sisteminde bunun için bir hata kaydı[3] açtım, lakin hatayla ilgilenen Serdar Dalgıç hatayı tekrarlayamadığı için henüz çözülemedi sıkıntı. Ben de onun hatayı tekrarlayamamasından dolayı sorunun benim sistemimden kaynaklı olabileceğini düşünüp bu yazıyı yazmayı ertelemiştim. Fakat Kurumsal 2 kullanan birkaç arkadaşım daha aynı sorunu yaşayınca, hiç değilse hata çözülene kadar birilerinin işine yarayabileceğini düşünerek buraya çözümü yazıyorum.

adil

[1] http://bugs.pardus.org.tr/show_bug.cgi?id=19167

[2] http://psi-im.org/

[3] http://bugs.pardus.org.tr/show_bug.cgi?id=19063

Özgürlükİçin’deki ÖWTG 2011 Haberi

29 Ağu 2011

Birkaç hafta evvel, Özgür Web Teknolojileri Günleri 2011 ile ilgili olarak Özgürlükİçin‘e bir haber yazmıştım. Oradan hâlâ okunabiliyor[1] ama burada da bi kopyası bulunsun bakalım:

Linux Kullanıcıları Derneği(LKD) ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu‘nun işbirliğiyle geçen yıl ilki düzenlenen Özgür Web Teknolojileri Günleri, 14-15 Ekim 2011 tarihlerinde yine Yeditepe Üniversitesi’nde düzenlenecek. Etkinliğin geçen yıl olduğu gibi bu yıl da özgür yazılım meraklılarından bilişim çalışanlarına, web tasarımcılardan öğrencilere değin oldukça geniş bir yelpazedeki katılımcı profilinden yoğun ilgi görmesi bekleniyor.

Özgür yazılımla ilgilenen herkesin yakından bildiği gibi, LKD on yıldan uzun bir süredir ülkemizin her yerinde özgür yazılımların bilinirliğini ve kullanımını artırmak için onlarca seminer düzenlemesinin yanısıra, yılda birkaç kez düzenlenen büyük etkinliklerde de biz özgür yazılım kullanıcılarının bir araya gelmesini sağlıyor. Özgür Web Teknolojileri Günleri de, bu etkinlikler arasında özgür yazılımlar ile özgür yazılımların geliştirilmesi ve yaygınlaşmasında çok büyük payı olan web teknolojilerinin bir araya geldiği en büyük etkinlik olarak öne çıkıyor. İki gün süren etkinlik boyunca, konuşmacılar bir tanesi bilgisayar laboratuvarı olmak üzere üç farklı salonda eşzamanlı olarak web alanındaki birbirinden farklı ve ilgi çekici özgür yazılım uygulamalarını, programlama dillerini, geliştirme altyapılarını ve ilgili diğer konulardaki tecrübelerini dinleyicilere aktarıyorlar.

Geçen yıl düzenlenen ilk Özgür Web Teknolojileri Günleri’nde sunum yapan 40’ın üzerinde konuşmacı, 34 farklı konu başlığı sunarak katılımcıların merak ettikleri birçok konuda bilgilenmelerini sağlamışlar ve birçok katılımcıyı da yepyeni konularla tanıştırmışlardı. Benzer şekilde dopdolu bir içeriğe sahip olmasını beklediğimiz Özgür Web Teknolojileri Günleri 2011 için de oturum önerileri alınmaya devam ediliyor.

Etkinlikte seminer, atölye çalışması, kısa bildiri ve çalışma toplantısı olmak üzere dört farklı oturum çeşidi bulunuyor. Bu oturum türlerinden birini düzenleyerek etkinliğe katkı vermek isteyenler için hâlâ zaman bulunuyor. Başvurmak isteyenler, düzenlemek istedikleri oturumla ilgili bilgileri etkinliğin Etkin Katılım Çağrısı‘nda belirtildiği şekilde program-kurulu at ozgurwebgunleri.org.tr e-posta adresine 1 Eylül 2011 tarihine kadar gönderebiliyorlar.

[1] http://www.ozgurlukicin.com/haber/owtg-2011/

adil

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010 üzerine gecikmiş bir yazı

11 Kas 2010

Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010

Geçtiğimiz ekim ayının 15 ve 16’sına denk gelen cuma ve cumartesi günlerinde, uzunca bir süre çalışmalarını hummalı biçimde yürüttüğümüz Özgür Web Teknolojileri Günleri adlı etkinliğimizi gerçekleştirdik. Linux Kullanıcıları Derneği(bundan sonra “dernek” veya “LKD” olarak anılacak) ve Yeditepe Üniversitesi Bilgisayar Topluluğu‘nun(bundan sonra “topluluk” veya “Yucomp” olarak anılacak) ortak çalışmasıyla ortaya çıkan bu büyük etkinliğin hazırlık aşaması hem dernek tarafında hem de topluluk tarafında yapılması gereken pek çok çalışma gerektirdi. Hem derneğin, hem de topluluğun bir üyesi olarak bu çalışmalara elimden geldiğince destek vermeye çalıştım. Sonunda günü geldi çattı, etkinliği planladığımız şekilde düzenleyip tamamladık. Etkinlik öncesinde, etkinlik sırasında ve hatta sonrasında ufak tefek sorunlarla karşılaşmış olsak da, genel olarak oldukça başarılı geçen bir etkinlik oldu. Etkinliğin başlamasından hemen önceki gece bütün yorgunluğuma rağmen üşenmeyip topluluk günlüğümüze son gün çalışmalarıyla ilgili bir yazı yazmıştım[1] fakat etkinlikten sonra uzunca zamandır bunun üzerine bir şeyler yazmayı planlıyor olmama rağmen, daha yeni fırsat bulup da yazabiliyorum.

İlk olarak etkinliğin ortaya çıkışından ve sonrasındaki hazırlık aşamalarından bahsetmek gerek biraz. Esasen topluluktaki arkadaşlarla bambaşka bir niyetle yola çıkmıştık biz. Yine bir özgür yazılım etkinliği yapacaktık, fakat bunun web teknolojileri üzerine olmasını düşünmemiştik. Niyetimiz, her sene gidip de birçok güzel sunum izleme şansı bulduğumuz Özgür Yazılım ve Linux Günleri gibi büyük bir özgür yazılım etkinliğini kendi üniversitemizde düzenlemekti. Bunun için yanılmıyorsam şubat-mart aylarında LKD ile temasa geçtik. Olumlu tepki almakla birlikte, henüz somut bir şeyler ortaya koymamız mümkün değildi tabii. Ardından Özgür Yazılım ve Linux Günleri 2010’da topluluktan ve dernekten bir grup insan olarak bir araya gelip biraz daha detay konuştuk. Ahanda kanıtı şurada. Bu buluşmanın ardından bir süre daha e-posta trafiği devam etti ve bu kez dernektekilerden topluluğa başka bir öneri geldi. Genel bir özgür yazılım etkinliği yapmaktansa, web teknolojileri üzerine yoğunlaşacağımız bir etkinlik yapılması önerisini topluluktaki arkadaşlarla tartışıp kabul ettik ve böylelikle etkinliğin içeriği belirlenmiş oldu. Ardından ağustos ayının başında Beşiktaş’ta yaptığımız bir buluşmada etkinlikle ilgili birçok detay konusunda kafa patlatıp[2], bu buluşmanın ardından kolları sıvadık. Etkinlik için bir alan adı alınıp ardından web sitesi oluşturulmaya başlandı. Etkinliğe bir logo ve web sitesine tema tasarımı yapıldı, sosyal ağ sayfaları oluşturuldu. Bunlar gibi etkinliğin web sitesinde yer alacak ve etkinliği tanıtmamıza yardımcı olacak birçok şeyin tamamlanmasının ardından etkinliğin nasıl bir etkinlik olacağını anlatan bilgiler de oluşturulup web sitesine yerleştirildi ve bir “Etkin Katılım Çağrısı” yaparak etkinlikte sunum yapmak isteyecek insanları çağırmaya ve etkinliği duyurmaya başladık[3]. Meraklısı için, hikayenin buraya kadarki kısmı bazı başka detaylarla birlikte LKD günlüğünde de yer alıyor[4].

Teknik altyapıyı oluşturduktan sonra, sıra etkinliğin içini doldurmaya gelmişti tabii. Buraya kadarki kısmı bile epey yorucuyken, buradan sonrasının çok daha fazla emeğe ihtiyaç duyacağının farkında değildim o zamanlar. Yaptığımız Etkin Katılım Çağrısı’nın ardından ilk başvurular gelmeye başladı. Bir yandan bunları düzenli bir şekilde bir araya getirip değerlendirme gününe kadar biriktirirken, diğer yandan da sponsor bulma çalışmalarını hızlandırdık. Bir sponsorluk dosyası hazırlanıp ilgili olabilecek şirketlere gönderildi, geri dönüşler alınmaya ve görüşmeler yapılmaya başlandı, görüşmeler sonunda etkinliğe sponsor olan ve olmayan birçok şirketle uzun süren e-posta ve telefon trafikleri yaşandı. Bu arada biz bir kez de Moda’da bir araya gelerek bu çalışmaların bir değerlendirmesini yaptık ve devamını nasıl getireceğimizi konuştuk[5]. Yine sponsor ve içerik çalışmalarıyla devam eden günlerin ardından, takvimler 1 Eylül 2010’u gösterirken birçok işi tamamlamıştık ve etkinliğe sadece 44 gün kalmıştı[6].

Üniversitenin akademik takviminin eylül ayının 13’ünde başlıyor olması sebebiyle, üniversitede topluluk tarafından yürüteceğimiz çalışmalara henüz başlayamamıştık. Bu yüzden, bu tarihten etkinliğe kadar yaklaşık 1 aylık süre oldukça yoğun bir çalışma temposuyla geçti. Zira bu sürede etkinlikle ilgili bütün izinlerin alınması, salonların ayarlanması, etkinlikte atölye çalışmaları için kullanılacak olan laboratuvara gerekli yazılımların kurulması, üniversitenin etkinlik için sağlayacağı desteği alabilmek için bürokratik işlerin yapılması, etkinlik tanıtımında ve etkinlik sırasında kullanılacak materyallerin bastırılması gibi birçok işin tamamlanması gerekiyordu. Böyle bir çırpıda sayınca kulağa kolay halledilir şeyler gibi geliyor ama tüm bunları halledene kadar topluluktan birçok kişinin epeyce koşturması gerekti. Eh, zamanımız kısıtlı olduğu için dernek tarafında yapıldığı gibi bu çalışmaları ara ara bir kenara kaydetmeyi akıl edemedik tabii. O yüzden önceki paragraflarda anlattığım gibi kronolojik bir şeyler söylemem pek mümkün değil. Ama özetle söylemek gerekirse bu 1 aylık süreçte etkinlik salonları hazırlandı(3 salon, ve hepsinde etkinliğin ilk günü ders olduğu için epey zorlu bir süreçti bu), laboratuvara gerekli yazılımlar kuruldu, fakülte binasının dışına asılacak olan etkinlik brandası bastırıldı, konuşmacılara verilecek olan plaketler için sipariş verilip hazırlatıldı, katılımcılara verilecek olan yaka kartları ve etkinlik programı bastırıldı, etkinlik alanında dalgalanmak üzere yelken bayraklar bastırıldı, standların kurulacağı alan hazırlandı, çay-kahve servisi ve öğle yemekleri için görüşmeler yapıldı, dışarıdan katılacak olanları Taksim ve Kadıköy’den üniversiteye taşıyacak olan servisler ayarlandı, etkinlik afişleri bastırılıp İstanbul ve Ankara’daki birçok üniversiteye postalandı. Özeti bile ne kadar uzun sürdü ya hu.

Sonunda etkinlik gelip çattığında planladığımız hemen her şeyi yapmıştık. Etkinlik öncesi son yapılan çalışmalarla ilgili detaylı bilgiler yazının başlarında belirttiğim gibi Yucomp günlüğünde[1] ve yazının başında değil de burada ilk kez belirtiyor olduğum gibi LKD günlüğünde[7] yer alıyor. Bundan sonrası, Özgür Web Teknolojileri Günleri’nin kendisi.

Yazıyı yazmaya başladığımda etkinliğin nasıl geçtiğiyle ilgili de birçok şey yazmayı planlıyordum ancak şimdi farkına varmış bulunuyorum ki sadece hazırlık çalışmalarıyla ilgili epeyce uzun bir yazı yazmışım. Bu yüzden kalanını başka bir yazıya bırakıyorum artık. Zira yaklaşık 3 saattir şu yazıyı yazmakla uğraşıyorum(etkinlik için tonla iş yapılması yetmezmiş gibi bir de bu 3 saati buna harcamak da ayrı bir delilik oldu, o ayrı bir konu), bu saatten sonra diğer kısma da atlarsam biraz geçiştirici bir yazı olur, tatmin edici şeyler yazamam herhalde. Eğer fırsat bulur da yazabilirsem ikinci yazıda da etkinliğin nasıl geçtiğini dilim döndüğünce anlatırım.

adil

[1] Özgür Web Teknolojileri Günleri Başlıyor! , 15 Ekim 2010

[2] İstanbul’da bir Çarşamba akşamı buluşması, 4 Ağustos 2010

[3] Özgür Web Teknolojileri Günleri 2010’un duyurulması, 6 Ağustos 2010

[4] Özgür Web Teknolojileri Günleri / 15 – 16 Ekim 2010, 6 Ağustos 2010

[5] Moda’da Kahvaltı, 21 Ağustos 2010

[6] Özgür Web Teknolojileri Günleri’ne 44 Gün Kala, 1 Eylül 2010

[7] Özgür Web Teknolojileri Günleri mutfağından haberler, 13 Ekim 2010