Posts Tagged ‘avcı mehmet’

“Zırhlı Kurt” Üzerine

03 Haz 2011

Fi tarihinde bir arkadaşımla birlikte izlediğim Zırhlı Kurt adlı oyun üzerine aklımda kalan birkaç şeyi karalamaya çalışayım. Bu yazıyı ta oyunu izlediğim günlerde(2011 Mart ayının ortaları) yazmayı düşünmüştüm aslında, zira o günlerde oyun gösterime yeni girdiği için internette oyun üzerine fazla bilgi bulmak mümkün değildi. Oyuna ait broşürden şimdi kontrol ettim de, İBB Şehir Tiyatroları bünyesinde 16 Mart 2011’de ilk kez oynanmış. Ben de oyunu ikinci ya da üçüncü oynanışında izlemiş olmalıyım, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde.

Oyunu izlemeden evvel oyun hakkında pek fazla bilgim yoktu açıkçası. Biletleri alırken, uzun süredir tiyatroya gitmemiş olduğumdan en yakın ve en uygun tarihteki bir oyuna bilet alma mantığıyla(“Tiyatro olsun yeter”) hareket etmiştim. Ne konuya ne de oyunculara dair bir bilgim vardı. Sadece oyunun yazarını görmüştüm afişten: Tarık Günersel. Yakın tarihlerdeki diğer oyunlardansa bunu seçmemdeki tek etken de oydu zaten.

Sadece 3 oyuncu ve oldukça sade bir dekorla sahnelenen oyun, çok kaba bir özetle, Osmanlı padişahlarından 4. Mehmet’i, nam-ı diğer Avcı Mehmet’i anlatıyor. Yedi yaşındayken babası Deli İbrahim’in yerine tahta çık(arıl)an Avcı Mehmet’i, çocukluğundan ölümüne kadar Murat Coşkuner canlandırıyor. Oyunun diğer oyuncuları olan Aslı Öngören ve İbrahim Gündoğan ise diğer bütün rolleri(Kösem Sultan, Gülnuş Sultan, Köprülü Mehmet Paşa vs yaklaşık 10 farklı rol) üstleniyorlar. Avcı Mehmet’in hikayesi anlatılırken Osmanlı saray entrikalarına dair birçok detay da oyunda kendine yer buluyor. “Kösem Sultan, Deli İbrahim, Avcı Mehmet” gibi parametrelerle yapılacak bir internet aramasının ardından okunacak bilgiler, oyunun konusu/içeriği hakkında epeyce fikir verecektir zaten.

Osmanlı tarihinin çok da iyi bilmediğim bir dönemine dair oldukça sürükleyici bir akışı olan oyunun en etkileyici olduğunu düşündüğüm yanı, şiirsel anlatımıydı. Tarık Günersel karakterlerin repliklerini o kadar güzel yazmış ki, oyunu izlerken birkaç kez bazı cümlelere takılıp sonraki cümleleri kaçırdığım bile oldu. Örneğin, hâlâ aklımda olan bir sahnede, Avcı Mehmet, babası Deli İbrahim’i mezara gönderip kendisini tahta çıkaran babaannesi Kösem Sultan için şöyle diyordu:

“Oğlum, ama deli” dedi.

“Deli, ama oğlum” diyemedi.

Tabii buraya yalnızca bu iki cümleyi alıp yazınca aynı etkiyi yaratmayacağına şüphe yok; ama oyun içinde art arda gelen bunlara benzer birçok cümle(belki de bunlara “dize” demek daha doğru), bir yandan hikayeye kapılıp gitmeyi sağlarken diğer yandan da ince ince düşünmeye itiyor insanı. Bir sahnede acımasızlığına kızdığı Kösem Sultan’a başka bir sahnede acırken bulabiliyor kendini insan. Bir yandan kendi oğlunu ölüme gönderebilecek kadar gözünü bürümüş iktidar hırsı, diğer yandan -hemen hemen bütün padişah eşleri ve anaları gibi- daha çocukluk yaşlarında ailesinden koparılıp cariye yapılmış olmasıyla Kösem Sultan ve henüz 7 yaşında tahta çıkıp padişah olduktan sonra sünnet olan, çok sonraları hapsedildiği evde sırf ava çıkmak arzusuyla yanıp tutuşan Avcı Mehmet de birer insan. Sanırım, oyunun benim için bu kadar akılda kalıcı olmasının sebebi, hemen her yerde karşılaşılabilen sıradan vurdulu/kırdılı tarih anlatımının tam zıttı olan bu insancıl ve barışçıl satırlardı. Ve elbette bunları ustaca sahneye yansıtan oyuncuların performansı ve oyunun yönetmeni Erol Keskin‘in ikisini birleştirmekteki başarısı.

adil

Sonradan eklenen not: Oyunun yazarı Tarık Günersel, gösterime girmesinden 1 hafta evvel oyun üzerine bir yazı yazmış, ona da göz atılabilir.

Reklamlar